Elliot dalga analizi 1920'li senelerde R. Nelson Elliott tarafından geliştirilen bir teoridir.İsmini fark ettiğiniz gibi Elliot beyefendiden alıyor. Borsalarda işlem gören ürünler olsun,emtialar olsun,kurlar olsun vs. mum döngülerinin(yani fiyatların) birbirini tekrar eden döngüler halinde ilerlediğinden yola çıkarak işe başlamıştır. Geçmişe bakarak gelecek analizi çıkarma olayıdır bir nevi. Bu döngüler, birbirini takip eden beş ana dalga ve sonrasında gelen üç düzeltme dalgasından oluşur ve birbirini bu şekilde takip ederek gider.Teorinin çıkış noktası, toplum hareketlerinin ve olaylara yaklaşımda insan psikolojisinin benzeri reaksiyonlar göstermesini konu alır. Buna gore, bu sürü psikolojisinin sürekli tekrar eden davranış biçimlerinde olduğunu söyler . Ardışık iki fibonacci sayısın birbirine oranının sayılar sonsuza yaklaştıkça yakınsanan rakam olan altın oran işin püf noktasıdır.
Bunu kullanarak grafik analizi yapan bazı bilindik kimseler var twitter'da isim vermeyeyim ama siz biliyorsunuz. Hatta çoğunun 20-30 bin üzeri takipçisi var. Uzun süredir bu arkadaşların vardığı analizlere bakınca ipe sapa gelmez sonuçlara vardıklarına da çokça şahit oldum.Bunun da en büyük sebebi hep söylediğim ve uyardığım temel analizi tamamen yok sayıp sadece teknik analizle çıkarım yapmaya çalışmalarından kaynaklı geliyor. Ee siz her şeyi tekniğe bağlarsanız duman olursunuz illa ki.
Sadece bir örnek vereyim sizlere... Bu arkadaşlardan birisi, Bist'in en sağlam bilanço verilerinden birine sahip olan ve de kazancının büyük çoğunluğu dolarla olan bir şirketin pay senedine ilişkin bir analiz paylaşmıştı. Elliot beyefendinin teorisini kullanarak hisseyi kafasınca düşüş trendine sokmuştu. Paylaştığı o grafikten sonra hisse %35'in üzerinde değer kazandı, zirve şovu yaptı. Böyle onlarca örnek verebilirim de neyse...
Sonuç olarak bu metodla işlem açmak ya da kapatmak bence mantıklı değil. Bir işe yarasa onlarca kitap yazan elemanlar o kitapları yazmak yerine şu an zenginliğin dibine vurmuş emekliliğin tadını çıkarıyor olurlardı...
Yılların birikimi, gözlemleri ve sorgulamalarıyla ortaya çıkan bu çalışmalarımın sizler için de değerli bir deneyim olmasını diliyorum…(Twitter adresi : https://twitter.com/mehmetcagdasi)
Hakkımda
- Mehmet Çağdaş Işim
- ENAG(Enflasyon Araştırma Grubu) kurucu üyesi,Msc. Bankacılık ve Finans, Planlama Mühendisi,PMI® (Project Management Institute Member), Mühendisler için Python Programlama ve Uygulamalari kitabının yazarı. "Rusya’nın buzullarından, Güney Asya’nın tropikal iklimlerinden, Körfez ülkelerinin çöllerinden, Afrika’nın savanalarından geçmiş bir ‘Dünyalı’…"
7 Ekim 2019 Pazartesi
15 Eylül 2019 Pazar
Forex Piyasası ve Varantlar ile Oyun Teorisi
Forex(Foreign Exchange) piyasaları gelişen internet teknolojileri ve bilişim ve iletişimin yaygınlaşması ile son yıllarda çok popüler hale geldi. Hacim olarak günlük 6 trilyon $'lık bir piyasa ile karşı karşıyayız. Bunun istatistiklere göre 1,5 trilyonu bireysel yatırımcılardan gelen işlemlerden oluşuyor. Paranın hacmini görünce haliyle iştahı artan bireysel yatırımcıyı aydınlatmak amacıyla bu yazıyı kaleme alıyorum.
Forex'te yapabileceğiniz işlemler, dövizden,hisselere, endekslere, emtialara kadar çok çeşitli bir yelpaze mevcut. Teknolojik alt yapısı sayesinde 24 saat işlem yapabiliyorsunuz.
Varant Nedir?
Menkul kıymetlendirilmiş opsiyonlar olarak da anılan varant, yatırımcısına bir dayanak varlığı, belirli bir fiyattan ve belirli bir vade içinde alma ya da satma imkanı tanıyan finansal enstrümanlardandır. Alım veya satım varantı olarak 2'ye ayrılırlar. Varantın içinde bilmeniz gereken terimler; duyarlılık,varantın deltası,basit kaldıraç,etkin kaldıraç,zaman değeri,varantta teta,ro,içsel değerli veya değersiz varantlar gibi çok çeşitli matematik fonksiyonları vardır.
-Duyarlılık;varant fiyatının 0,01 Türk lirası değişmesi için dayanak varlığın fiyatının ne kadar değişmesi gerektiğini göstermektedir.
-Delta;dayanak varlıktaki 1 birim değişimin, varantın fiyatını yaklaşık ne kadar değiştireceğini göstermektedir.
-Basit kaldıraç = Dayanak varlık fiyatı / (Varant fiyatı * Dönüşüm oranı)
-Etkin kaldıraç = Delta * Basit kaldıraç
-Zaman değeri; varant fiyatıyla içsel değeri arasındaki farktır.
-Teta; dayanak varlıktaki vadeye kalan gün sayısı ile varant fiyatı arasındaki ilişkidir.
-Ro;Varant fiyatının faiz oranlarına duyarlılığını gösterir.
-Alım varantının içsel değeri;(Dayanak varlık fiyatı – Kullanım fiyatı) * Dönüşüm oranı
-Satım varantının içsel değeri;(Kullanım fiyatı – Dayanak varlık fiyatı) * Dönüşüm oranı
Şimdi bunları aşağı yukarı öğrendiğimize göre size işin aslını anlatabilirim. Genelde kurumsal yatırımcılar(özel şirketler,portföy yönetim kurumları,aracı kurumlar,bankalar) bu işlemlerde bireysel yatırımcıların pozisyonlarını görebiliyor. Senelerdir bu işlerde artıya(kar eden) geçebilen bir bireysel yatırımcı göremedim. Bu birazda piyasamızın sığ olması ile alakalı dış piyasada biraz daha bireysel yani küçük yatırımcıyı koruyan bir yapı mevcut. Biz de bu yapı uzun zamandır kurulamadı o yüzden de bu piyasa dünyaya nazaran bizde geride bulunuyor. Kurumsal yatırıcımların yani büyük yatırımcıların da kendilerince içlerinde bir hiyerarşi bulunuyor. Zaten bu yatırımcılar deltasından ve gamasındaki farklardan para kazanıyor. Önce bunu anlamak gerekir.
Örneğin bir yatırım argümanı düşünün ki(misal dolar olsun) bunda bir firma aylık periyodlarda düzenli olarak 30 kuruşluk hem alım hem satım tarafında bir delta oluştursun bu kişi için piyasanın volatil olması 12 ayda bu işlemi sürekli yaparak 12*30 kuruştan=3,6 TL kar oluşturur. Bir başka firmanında aynı işlemi 3 ayda bir tekrarladığını düşünün yine benzer bir kar amaçlasın bu düzenli işlemlerde yine aynı şekilde ancak bu sefer oynaklığın biraz daha artmasını ister. Benzer durumu senede 2 defa işleme giren ile senede 1 defa tek seferde bu işlemleri açan diğer büyük başları da düşünün. İşte geçen sene ağutos ayındaki dolardaki dalgalanmaların sebebini böylece anladınız. Büyük balıklar küçük balıkları belli periyotlarda deltasını alarak ve satarak illaki yiyecektir. Bu durumda olayın önüne geçmek için swap oranlarında değişikliğe gidildi ve oynaklık kısmen de olsa durdu. Ancak bu sefer MB'nin piyasada aktif olduğunu gördük. MB'de pozisyonlar açıyor ve kapıyordu. Şimdilik karlarını alan yatırımcılar diğer argümanlarda daha çok işlemler yapıyordu. Tahvil olsun, borsalar olsun ,altın gibi emtialar olsun vs. bunlara da girip çıktığını biliyoruz. Ancak MB'nin elinin güçsüz duruma düştüğü bir durumda büyük yatırımcının tekrardan piyasaya girip çıkabileceğini ve bizi küçük yatırımcı pozisyonuna düşürebileceği bir durum oluşabilir mi? Kesinlik içeren bir yargıda bulunmak zor ancak periyotları takip ettikçe hangi oyuncunun hangi oranda nerede para akışı sağladığını hangi argümanları yükselttiğini düşürdüğünü aşağı yukarı tahmin ederken aralarındaki korelasyonlara bakıyoruz. Sizin burada dikkat etmeniz gereken durumlar;Faiz oranları,enflasyon oranları,kurlar,tahviller,emtialar, borsalar bu para akışının makro iktisadi kısmında nitekim yer tutan cds oranları,banka notları vs,sanayi üretim rakamları,enerji harcamaları üretimleri gibi argümanları takip ederek bulmaya çalışıyoruz.
Başta ne kadar cazip geliyordu oo dönen paraya bak muazzam ben de kendime bir pay almalıyım bundan kesinlikle diyordunuz ama hikayeyi izleyince durumun öyle olmadığını anlıyorsunuz. Tam bir holdem poker masası gibi düşünün bu durumu.Az önce anlattığım işte sürekli masaya oturmak için artan oranda bir meblağ istendiğini düşünün. Teminatları bu meblağlara benzetebilirsiniz. Teminatınız oranında çünkü oyunun içinde kalabiliyorsunuz. Burada belirli oyun teorileri dönüyor, kimisi işlemleri copy ediyor,kimisi 2 işlemden birinde blöf yapıyor,kimisi elindeki kağıtlara güveniyor sürekli rest çekiyor kimisi size güven verip ardırdan blöf çekiyor kimiside random takılıp oynamaya çalışıyor masada. Oyun teorisinin kurucusu John Nash'e göre uzun uğraşlar sonunda bir süreden sonra herkesin memnun kaldığı bir durum oluşur. Buna nash dengesi deniyor. Böyle bir durumda bütün oyuncular bulundukları yerden memnundur ve beraber hareket etmeye başlarlar. Herkesin faiz indirimlerini beklemesi,piyasanın bu durumlara ters tepkiler vermesi bu yüzden iyi bir şey değildir çünkü toplu hareket eden bir grup varınızı yoğunuzu alıp masadan kalkmanıza sebep olabilir.(bknz. Arjantin)
Peki forex'den para kazanabilirim diyor musunuz hala? Bununla ilgili bir çok dayanak varlıktaki periyodik sistemleri araştırdım birbirleriyle korelasyonlarını inceledim ve inceliyorum 10 yıllık tahvil 3 aylık bono ilişkisini hatırlayanlarınız bilirler. Krizler sırasında tahvil ve döviz hareketleri olsun,altın hareketleri olsun, borsaların hareketleri olsun hepsindeki değişimlerin bir anlam içeriği var bunları biliyorsanız ufakta olsa arta kalan karlardan belki yakalarsınız. Yoksa açık açık büyük balıklara yem olursunuz. Yani iktisadi ve finansal bir ekonomi bilgisi temeliniz yoksa kendi görüşümce uzak durun. Yoksa yaşayarak tecrübe edersiniz.
Forex'te yapabileceğiniz işlemler, dövizden,hisselere, endekslere, emtialara kadar çok çeşitli bir yelpaze mevcut. Teknolojik alt yapısı sayesinde 24 saat işlem yapabiliyorsunuz.
Varant Nedir?
Menkul kıymetlendirilmiş opsiyonlar olarak da anılan varant, yatırımcısına bir dayanak varlığı, belirli bir fiyattan ve belirli bir vade içinde alma ya da satma imkanı tanıyan finansal enstrümanlardandır. Alım veya satım varantı olarak 2'ye ayrılırlar. Varantın içinde bilmeniz gereken terimler; duyarlılık,varantın deltası,basit kaldıraç,etkin kaldıraç,zaman değeri,varantta teta,ro,içsel değerli veya değersiz varantlar gibi çok çeşitli matematik fonksiyonları vardır.
-Duyarlılık;varant fiyatının 0,01 Türk lirası değişmesi için dayanak varlığın fiyatının ne kadar değişmesi gerektiğini göstermektedir.
-Delta;dayanak varlıktaki 1 birim değişimin, varantın fiyatını yaklaşık ne kadar değiştireceğini göstermektedir.
-Basit kaldıraç = Dayanak varlık fiyatı / (Varant fiyatı * Dönüşüm oranı)
-Etkin kaldıraç = Delta * Basit kaldıraç
-Zaman değeri; varant fiyatıyla içsel değeri arasındaki farktır.
-Teta; dayanak varlıktaki vadeye kalan gün sayısı ile varant fiyatı arasındaki ilişkidir.
-Ro;Varant fiyatının faiz oranlarına duyarlılığını gösterir.
-Alım varantının içsel değeri;(Dayanak varlık fiyatı – Kullanım fiyatı) * Dönüşüm oranı
-Satım varantının içsel değeri;(Kullanım fiyatı – Dayanak varlık fiyatı) * Dönüşüm oranı
Şimdi bunları aşağı yukarı öğrendiğimize göre size işin aslını anlatabilirim. Genelde kurumsal yatırımcılar(özel şirketler,portföy yönetim kurumları,aracı kurumlar,bankalar) bu işlemlerde bireysel yatırımcıların pozisyonlarını görebiliyor. Senelerdir bu işlerde artıya(kar eden) geçebilen bir bireysel yatırımcı göremedim. Bu birazda piyasamızın sığ olması ile alakalı dış piyasada biraz daha bireysel yani küçük yatırımcıyı koruyan bir yapı mevcut. Biz de bu yapı uzun zamandır kurulamadı o yüzden de bu piyasa dünyaya nazaran bizde geride bulunuyor. Kurumsal yatırıcımların yani büyük yatırımcıların da kendilerince içlerinde bir hiyerarşi bulunuyor. Zaten bu yatırımcılar deltasından ve gamasındaki farklardan para kazanıyor. Önce bunu anlamak gerekir.
Örneğin bir yatırım argümanı düşünün ki(misal dolar olsun) bunda bir firma aylık periyodlarda düzenli olarak 30 kuruşluk hem alım hem satım tarafında bir delta oluştursun bu kişi için piyasanın volatil olması 12 ayda bu işlemi sürekli yaparak 12*30 kuruştan=3,6 TL kar oluşturur. Bir başka firmanında aynı işlemi 3 ayda bir tekrarladığını düşünün yine benzer bir kar amaçlasın bu düzenli işlemlerde yine aynı şekilde ancak bu sefer oynaklığın biraz daha artmasını ister. Benzer durumu senede 2 defa işleme giren ile senede 1 defa tek seferde bu işlemleri açan diğer büyük başları da düşünün. İşte geçen sene ağutos ayındaki dolardaki dalgalanmaların sebebini böylece anladınız. Büyük balıklar küçük balıkları belli periyotlarda deltasını alarak ve satarak illaki yiyecektir. Bu durumda olayın önüne geçmek için swap oranlarında değişikliğe gidildi ve oynaklık kısmen de olsa durdu. Ancak bu sefer MB'nin piyasada aktif olduğunu gördük. MB'de pozisyonlar açıyor ve kapıyordu. Şimdilik karlarını alan yatırımcılar diğer argümanlarda daha çok işlemler yapıyordu. Tahvil olsun, borsalar olsun ,altın gibi emtialar olsun vs. bunlara da girip çıktığını biliyoruz. Ancak MB'nin elinin güçsüz duruma düştüğü bir durumda büyük yatırımcının tekrardan piyasaya girip çıkabileceğini ve bizi küçük yatırımcı pozisyonuna düşürebileceği bir durum oluşabilir mi? Kesinlik içeren bir yargıda bulunmak zor ancak periyotları takip ettikçe hangi oyuncunun hangi oranda nerede para akışı sağladığını hangi argümanları yükselttiğini düşürdüğünü aşağı yukarı tahmin ederken aralarındaki korelasyonlara bakıyoruz. Sizin burada dikkat etmeniz gereken durumlar;Faiz oranları,enflasyon oranları,kurlar,tahviller,emtialar, borsalar bu para akışının makro iktisadi kısmında nitekim yer tutan cds oranları,banka notları vs,sanayi üretim rakamları,enerji harcamaları üretimleri gibi argümanları takip ederek bulmaya çalışıyoruz.
Başta ne kadar cazip geliyordu oo dönen paraya bak muazzam ben de kendime bir pay almalıyım bundan kesinlikle diyordunuz ama hikayeyi izleyince durumun öyle olmadığını anlıyorsunuz. Tam bir holdem poker masası gibi düşünün bu durumu.Az önce anlattığım işte sürekli masaya oturmak için artan oranda bir meblağ istendiğini düşünün. Teminatları bu meblağlara benzetebilirsiniz. Teminatınız oranında çünkü oyunun içinde kalabiliyorsunuz. Burada belirli oyun teorileri dönüyor, kimisi işlemleri copy ediyor,kimisi 2 işlemden birinde blöf yapıyor,kimisi elindeki kağıtlara güveniyor sürekli rest çekiyor kimisi size güven verip ardırdan blöf çekiyor kimiside random takılıp oynamaya çalışıyor masada. Oyun teorisinin kurucusu John Nash'e göre uzun uğraşlar sonunda bir süreden sonra herkesin memnun kaldığı bir durum oluşur. Buna nash dengesi deniyor. Böyle bir durumda bütün oyuncular bulundukları yerden memnundur ve beraber hareket etmeye başlarlar. Herkesin faiz indirimlerini beklemesi,piyasanın bu durumlara ters tepkiler vermesi bu yüzden iyi bir şey değildir çünkü toplu hareket eden bir grup varınızı yoğunuzu alıp masadan kalkmanıza sebep olabilir.(bknz. Arjantin)
Peki forex'den para kazanabilirim diyor musunuz hala? Bununla ilgili bir çok dayanak varlıktaki periyodik sistemleri araştırdım birbirleriyle korelasyonlarını inceledim ve inceliyorum 10 yıllık tahvil 3 aylık bono ilişkisini hatırlayanlarınız bilirler. Krizler sırasında tahvil ve döviz hareketleri olsun,altın hareketleri olsun, borsaların hareketleri olsun hepsindeki değişimlerin bir anlam içeriği var bunları biliyorsanız ufakta olsa arta kalan karlardan belki yakalarsınız. Yoksa açık açık büyük balıklara yem olursunuz. Yani iktisadi ve finansal bir ekonomi bilgisi temeliniz yoksa kendi görüşümce uzak durun. Yoksa yaşayarak tecrübe edersiniz.
6 Eylül 2019 Cuma
On the Rise of Despot Powers in the World
There was a system in which the riches created by the labor-class labor were completely destroyed, leading to stagnation and downward decline in their wages, creating the greatest level of social inequality in society. It is normal that this situation creates leaders who do not respect human rights all over the world.
In this case, extensive changes were required in the legal framework to maintain the neoliberal system and to facilitate the sovereignty of the capital owners. I can't make sense of why people are despots who do this. Trump, Le Pen, Putin, Boris and others are the leaders who serve the same system regardless of the society they live in. In the last phase when the neoliberal system transforms even developed countries, the majority of society cannot be expected to evolve over democracy. After that, leaders who respect human rights in the developed countries died. Don't be a utopian character who doesn't understand the neoliberal system. For this reason, the seizure of the acquired labor rights of despot leaders is the result of a natural cycle of neoliberal order.
It is clear that monetary policies, which the US economy and financial system once regarded as normal, cannot tolerate any return, since the financial collapse of 2008, all of these trends and processes have reached new levels. Anyone looking at the money supply charts can easily see this.
It has created the condition that production tools take the place of labor, that is to say, with technological advances, production has reached an enormous amount of value, and that robotic technologies have reduced wages. The decrease in the value ratio was also seen as specific to the last period.
As I have said many times before, if you remove the humans from the equation, you will not find a community that will receive the commodity from which capital is to be obtained.
In this case, extensive changes were required in the legal framework to maintain the neoliberal system and to facilitate the sovereignty of the capital owners. I can't make sense of why people are despots who do this. Trump, Le Pen, Putin, Boris and others are the leaders who serve the same system regardless of the society they live in. In the last phase when the neoliberal system transforms even developed countries, the majority of society cannot be expected to evolve over democracy. After that, leaders who respect human rights in the developed countries died. Don't be a utopian character who doesn't understand the neoliberal system. For this reason, the seizure of the acquired labor rights of despot leaders is the result of a natural cycle of neoliberal order.
It is clear that monetary policies, which the US economy and financial system once regarded as normal, cannot tolerate any return, since the financial collapse of 2008, all of these trends and processes have reached new levels. Anyone looking at the money supply charts can easily see this.
It has created the condition that production tools take the place of labor, that is to say, with technological advances, production has reached an enormous amount of value, and that robotic technologies have reduced wages. The decrease in the value ratio was also seen as specific to the last period.
As I have said many times before, if you remove the humans from the equation, you will not find a community that will receive the commodity from which capital is to be obtained.
3 June 2019 Monday
1 Eylül 2019 Pazar
Vatandaşlarımız mülksüzleştiriliyor mu?
Mülksüzleştirme probleminde kapitalizmin kullandığı normları ve bunun istikrarlı bir biçimde gelişmesine ayna tutmak için bildiğiniz üzere konu hakkında bir anket açmıştım. Bu anketimizde hangi dönemlerde, ''toprak reformu sırasında verilen mülklerin'' ağırlıklı olarak satıldığını veya satılmadığını sizlere sormuştuk.
| Twitter anketi |
Oldukça ilginç veriler ortaya çıktı.3 kuşak şeklinde bu işe bakar isek her kuşağa da 30 yıllık bir süre verirsek ilk kuşak cumhuriyet sonrası oluşan ilk 30 yıllık dönemi 2. kuşak ondan sonraki 30 yıllık dönemi ve günümüz yetişkin kuşağı ise en son bulunduğumuz zaman dilimindeki kuşağı belirtiyor.
Bu bağlamda duruma yaklaşır isek;Toprakların verilen ilk dönemde satılması sanayi devrimine geç giren ülkemizin fabrika atılımlarının ve toplu tarımın yapıldığı yıllara denk gelmesi aynı zamanda kapitalizmin merkezileşme argümanlarından biri olan kentleşme yapısında saklı olduğunu düşünüyorum.Tabi bu kavramların ilk emekleme biçiminde olduğu yıllar bu seneler..Nitekim topraklarını işlemek yerine bunları satan 1. kuşak zamanında ,büyük buhran dönemlerinin oluşması ve 2. dünya savaşının yaşanması süreçleri ile de doğrudan ilişkileri daha fazla bulunuyor. Daha sonrasında 1. kuşaktan 2. kuşağa erişebilen topraklar ise sanayinin iyiden iyiye güçlendiği ve büyükşehirlerin gücünü oluşturduğu bir yapıda ilerliyor... Kentli nüfus artışı bir nevi ücret artışlarından etkileniyor aynı zamanda 1. kuşağın nüfusu yoğunlaştıran ve ikame iş gücü yaratan bir nüfus patlaması oluşturuluyor. Buna artık nüfus değeri deniliyor. Bir tarafta savaşa girmemenin sonucu olarak tezahür ediyor bu durum aynı zamanda. Ancak şöyle bir handikapı oluşuyor miras yoluyla topraklar çocuklara kaldığı için bunun tezahürü olarak bölünmeye başlıyor ve tarımda yavaş yavaş eski getiri düzeyi kalmıyor ve zorunlu bir köyden kente göç dalgası oluşuyor. 2. kuşak zamanındaki eğitim sisteminin yavaş yavaş oturması ve üniversite yapılarının da yine büyükşehirlerde oluşturulması köyden kente göçe yardımcı olan diğer unsurlar. 2. kuşaktada bu toprakların satılması ve kent nüfusunun aynı zamanda sanayileşme ile biraz daha artması ile iyiden iyiye gerileyen bir tarım oluşmaya başlıyor ve mülksüzleşme daha da derin bir biçimde ilerliyor. Burada 2. kuşağın 1. kuşağa göre kendine yeten yapıdan yavaş yavaş kopması ile tüketen toplum yapısının ilk temellerini aynı zamanda görmeye başlıyoruz. Makineleşme ve merkezileşme politikaları ile ilerleyen bu süreç son döneme girdiğinde ise satılacak toprakların kalmaması ve kendi kendine yeten bir yapıdan ziyade finansal sisteminde buna göre kurgulandığı aynı zamanda sosyal ve politik yapınında kapital sistemin iyice acımasızlaşması ile tezahür etti. 3. kuşak aynı zamanda teknolojinin en top yaptığı döneme denk düşüyor ki kapitalizmin burada işverenleri tekelleştirdiği, ücretli elemanlığın olağan sayıldığı, nüfus artış hızından dolayı toplumdaki işsiz sayısının arttığı, bunların çalışanların yanında ciddi bir çoğunluk oluşturduğu göçmen politikaları ile de bu oluşan nüfusun iyiden iyiye arttırıldığı ve ücret sıkalalarını çok çok aşağı getirdiği bir dönemi hep birlikte görüyoruz. Çalışan insana çalışmayanı göstererek işverenlerin işçiler üzerindeki baskısının arttığını aynı zamanda niteliksiz işçiliği de körükleyerek herkesin başka alanlarda işler yaptığı kır halkının çoğunluğunun başta da belirttiğim gibi köklü bir biçimde mülksüzleştiren sanayinin tüm iç piyasayı ele geçirdiği ve istediği biçimde at koşturduğu bir dönem oluşturdu.
Tesadüfen bu işlerin yapılmadığını,sistematik şekilde üreten toplum yapısından tüketen toplum yapısına bir dönüşümün yaşandığını 3 dönem halinde sizlere sundum. İstatistiki verileri sizlerle paylaşmıyorum konu daha fazla uzamasın ve bütünlüğü kaybolmasın diye, ancak ulaşmak isteyenler için internette her bilgi var, tez hazırlığı olan varsa da bu çalışmayı yaparken dayandırdığım verileri(anketten hariç) paylaşabilirim. Bu yüzden anketler işin birazda insanlarda farkındalık yaratmak için popülist kısmı ancak anket sonuçlarının verilerle uyuşan ve istatistikleri doğrulayan bir yapıda olduğunu söyleyebilirim. Buradaki asıl konumuz kapitalizmin tüm ülkeyi ücretli köleliğe dönüştürdüğü, dönüşseniz bile sizleri açlıkla sınadığı ve her an işinizi kaybetme korkusuyla tehdit ettiği ve bu döngüden çıkmanız halinde ikame işçinin anında bulunduğu kentlerin gettolarında mülksüzleşmiş insan yığınlarının oluştuğu bir dönemi herkesin faydasına olması açısından sizlerle paylaştım...
Çözüm ne derseniz tekrardan üretim toplumu yapısı kurulmalı ve en azından kendi kendine yeten bir yapıya tekrar bürünülmeli bunların hepsi ancak herkesin ağzında sakız olan ''yapısal reformlar'' ile gerçekleşebilir.
22 Ağustos 2019 Perşembe
Another Year of Fear: 2020?
The fact that US 10-year bonds are bad memories of every period below the 3-month treasury bills gives us an idea about next year.
With such data, it will be easily seen that the 2020 year will cause a global change of position for the USA. Rather than VIX (Fear Index), I make inferences about global policies based on this index pricing. With the exception of a few people I mentioned earlier, this situation doesn't attract the attention of most people, and if you think of it or if you hear it somewhere, you know from the first ...
The same signs occurred before the Gulf War in 1991, before the September 11 attacks in 2001 and before the global economic crisis in 2008. And if that doesn't change, it wouldn't be a surprise to see that in 2020, we're confronted with a major global event. The fact that we have the data compared to the past, the formation of systems that we can make comparisons, gives us the opportunity to compare similar periods as well as how obvious it is done.
I said that on 19.06.2019 !!! Good morning everyone!!!! Look at this for Turkish translated; https://mehmetcagdas.blogspot.com/2019/06/bir-baska-korku-yl-2020.html
They shared an my ide idea on the world economic forums and I said that a months ago.When I saw it, I looked at where they got it, and what I saw was fed sources. I think if the Fed had found this idea on its own, I would not have seen any article written about it!!!
Thats the link of this news;
https://www.weforum.org/agenda/2019/08/a-global-recession-is-looming-heres-how-we-might-avoid-it
En kötüyü geride mi bıraktık?
Son günlerde çokça söylenen en kötüyü geride bıraktık söylemleri ne kadar doğru ne kadar yanlış bir de veriler doğrultusunda bakalım istedim.
İlk verimiz ''Dış Borç Oranları'' üzerine, yani ekonomi yönetimimiz ülkemizi borçlandırarak mı büyütmüş yoksa üreterek mi soruları burada önem arz ediyor.
Tabloya baktığımızda dış borcun her geçen yıl artarak sonunda en yüksek seviyelerine ulaştığını net görüyorsunuz.
İthalat ve ihracat oranlarımızda büyümenin borçla geldiğini ve üretime dayalı değilde sıcak paraya endeksli olarak parasal genişlemenin etkileriyle bugünlere gelindiği daha net görülecektir.
2 grafik arasındaki farkın zaman zaman 50 ila 100 milyar seviyeleri arasında sürekli bir fark oluşturması ve bu farkın son yıllarda iyice açılması ile kredi büyümelerinin getirdiği son noktada kendi kendimize yetemeyen ve sürekli cari açık veren bir durum söz konusu. Geçen ay ki ihtiyat akçesinin 42 milyar TL'nin bütçeye aktarılması ve cari açık verilmemiş olması istisnai bir durum olarak görülmektedir. Yani bu aradaki farkların kümülatif olarak toplanması dış borcu oluşturuyor!!
Bu grafiklerde peki kamu harcamalarını göremiyoruz der gibisiniz... Hemen oraya bakalım ki itibardan tasarruf olmaz kısmında gerçekten ne kadar müsrif olduğumuzu da görelim. Yap, işlet ve devret modelinin kamu harcamalarının içinde olmadığını da hatırlatalım ki sonra köprüler yollara neden tekrar her geçişte para veriyoruz bunca miktarda sorusunu sormayalım.
Ehh tabloya bakınca zaten pek fazla söze gerek kalmıyor. Bunca özelleştirmeye rağmen kamu harcamalarındaki muazzam artış nüfus artışı ile orantılarsak üstüne göçmen kardeşleri de katsak hesap tutmuyor. İsraf boyutu 2000 yıllarına göre 4 kat artmış durumda.
Peki şu anda tüm ekonomiyi bu sıcak para döneminde betona yatırmıştık değil mi? İnovasyon ve uyumlanma yerine 90 seneleri sonrası Japonya'nın düştüğü aynı hataya düştük inşaat ekonomisini her şeyin önünde tuttuk. Konutlardaki son duruma bakalım... Bina izinlerini inceleyelim;
Yeni bina izinlerine bakınca 2011-2012 senelerindeki ve 2017 senesinin son zamanlarındaki bina izinleri sonrası tekrar 2004 yılının gerisine düşmüş bir seyir görülüyor. Faizler düştü ancak yatırımlarda gözle görülür hiç bir artış bulunmuyor!!
Yeni ev satışlarında durum nedir dedik bir de o konuya gelince işlerin vahim kısmı ortaya çıkıyor;
Faiz indirimleri ve devlet bankasının zararına verdiği konut kredilerine rağmen( Zarar kısmı şöyle piyasayı %19'dan fonlayıp %12,5'dan kredi veriliyor ve aradaki %7'lik fark görev zararı yazıyor ve vergi artışı olarak tabana yayılıyor) Nisan ve Mayıs aylarındaki rakamlardan pek farkı olmadığı geçen seneye göre ise yarı yarıya neredeyse bir azalma olduğu net görülüyor!!! Yani parayı herkes gömü yapmış bekliyor.
Zaten bu kısımda güven endeksine bakarsak birikimi harcama oranı ile ilgili olan doğru orantıyı buluruz..
Güven endeksi düştükçe yeni konut alımı da gördüğünüz gibi aşağı seyretmiş durumda...
Daha önceki yazılarımdan birinde sanayi üretimi ile elektrik üretiminin ilişkisinin beraber şekilde doğru orantılı olarak hareket ettiğini sanayi büyüdükçe enerji tüketimi artacağından bu verilerin birbiriyle uyarlı olmasının gerekliliğinin belirtmiştim. O yüzden sanayi kısmını es geçiyorum orası da diğerleri gibi pek parlak değil!!!
Zaten işsizlik oranlarının tepe noktalarda pik yaptığı, genç işsizlik verilerinin tarihi rekorları kırdığı bir zamanda sanayi çok iyi derseniz ben de şunu derim; Resesyonla birlikte büyüme verileri düşen, üretim ve alımı azalan EURO bölgesine satışların azaldığını ve bu satışların sanayinin %70'ine direkt olarak etki ettiğini yüzünüze tokat gibi çarpabilirim!! Aşağıda PMI rakamlarındaki sert düşüşü görüyorsunuz en son 2008 yıllarında olana benzer değil mi? Evet!!
Kısaca en kötüyü geride bıraktığımız söylemleri doğru ise daha kötü günlere nasıl bir tanım bulunacak merak içinde bekliyorum...
İlk verimiz ''Dış Borç Oranları'' üzerine, yani ekonomi yönetimimiz ülkemizi borçlandırarak mı büyütmüş yoksa üreterek mi soruları burada önem arz ediyor.
| DIŞ BORÇ ($ BAZINDA MİLYAR) |
Tabloya baktığımızda dış borcun her geçen yıl artarak sonunda en yüksek seviyelerine ulaştığını net görüyorsunuz.
İthalat ve ihracat oranlarımızda büyümenin borçla geldiğini ve üretime dayalı değilde sıcak paraya endeksli olarak parasal genişlemenin etkileriyle bugünlere gelindiği daha net görülecektir.
| İTHALAT($ BAZINDA MİLYAR) |
| İHRACAT($ BAZINDA MİLYAR) |
Bu grafiklerde peki kamu harcamalarını göremiyoruz der gibisiniz... Hemen oraya bakalım ki itibardan tasarruf olmaz kısmında gerçekten ne kadar müsrif olduğumuzu da görelim. Yap, işlet ve devret modelinin kamu harcamalarının içinde olmadığını da hatırlatalım ki sonra köprüler yollara neden tekrar her geçişte para veriyoruz bunca miktarda sorusunu sormayalım.
| KAMU HARCAMALARI(TL BAZINDA) |
Peki şu anda tüm ekonomiyi bu sıcak para döneminde betona yatırmıştık değil mi? İnovasyon ve uyumlanma yerine 90 seneleri sonrası Japonya'nın düştüğü aynı hataya düştük inşaat ekonomisini her şeyin önünde tuttuk. Konutlardaki son duruma bakalım... Bina izinlerini inceleyelim;
| BİNA İZİNLERİ (Sayısal bazda) |
Yeni ev satışlarında durum nedir dedik bir de o konuya gelince işlerin vahim kısmı ortaya çıkıyor;
| YENİ EV SATIŞLARI(YILLIK) |
Zaten bu kısımda güven endeksine bakarsak birikimi harcama oranı ile ilgili olan doğru orantıyı buluruz..
| GÜVEN ENDEKSİ(YILLIK BAZDA) |
Güven endeksi düştükçe yeni konut alımı da gördüğünüz gibi aşağı seyretmiş durumda...
Daha önceki yazılarımdan birinde sanayi üretimi ile elektrik üretiminin ilişkisinin beraber şekilde doğru orantılı olarak hareket ettiğini sanayi büyüdükçe enerji tüketimi artacağından bu verilerin birbiriyle uyarlı olmasının gerekliliğinin belirtmiştim. O yüzden sanayi kısmını es geçiyorum orası da diğerleri gibi pek parlak değil!!!
Zaten işsizlik oranlarının tepe noktalarda pik yaptığı, genç işsizlik verilerinin tarihi rekorları kırdığı bir zamanda sanayi çok iyi derseniz ben de şunu derim; Resesyonla birlikte büyüme verileri düşen, üretim ve alımı azalan EURO bölgesine satışların azaldığını ve bu satışların sanayinin %70'ine direkt olarak etki ettiğini yüzünüze tokat gibi çarpabilirim!! Aşağıda PMI rakamlarındaki sert düşüşü görüyorsunuz en son 2008 yıllarında olana benzer değil mi? Evet!!
| EURO BÖLGESİ PMI |
Kısaca en kötüyü geride bıraktığımız söylemleri doğru ise daha kötü günlere nasıl bir tanım bulunacak merak içinde bekliyorum...
5 Ağustos 2019 Pazartesi
Çin ne yapmaya çalışıyor?
Çok yoğun gündemli bir haftaya girdik, Çin’in ABD’den tarım ürünleri ithalini durdurması ve Yuanı ilk defa 7 üzerine devalüe etmesi ticaret savaşlarında yeni bir sayfa açtı.Bu olayda en büyük zarar Çin'e mal satan ülkelerde yaşanacak. Başta Almanya olmak üzere İtalya, Hollanda gibi Çin’in en büyük ithalatçılarına geldi. Yeni kur üzerinden Çin’e BMW, Mercedes satmak ya da marka olarak nitelenen EU malı ürünleri satmak daha zor olacak. Sonra sırayla Güney Amerika ülkeleri, Pasifik ülkeleri gibi Çin’e tarım ya da sanayi emtia ürünlerini satan ülkeler epeyce etkilenecek. Hem büyümesi zayıflayan hem de para birimi değer kaybetmiş bir ülkeye mal satmak haliyle zor olacak.
ÜLKEMİZE ETKİSİ?
| USDCNY GRAFİĞİ |
ÜLKEMİZE ETKİSİ?
| Kaynak: Ticaret Bakanlığı |
Bize gelirsek biz zaten Çin’e pek bir şey satamıyoruz. Yıllık ihracatımız 2-3 milyar dolar. Ancak çok ciddi ithalat yapıyoruz, nerede ise 16-17 milyar dolar. Çin’in parasını devalüe etmesi Türk ticaret piyasasını direkt etkilemeyecektir. Rekabet ettiğimiz aynı pazarlar için ancak bizleri zorlayabilir.Ayrıca küresel bazlı deflasyonist bir durum oluşması haliyle GOÜ(Gelişmekte olan ülkeler)'lere sıcak para akışını negatif etkileyeceğinden dolayı borçları çevirme noktasında sıkıntılar ciddi boyutlara ulaşabilir. Ki bizi ilgilendiren kısmı da burası. 2015 yılında benzer devalüasyondan etkilenmememiz hatta kurlar anlamında pozitif ayrılmamız o zaman ki küresel ekonominin böyle bir deflasyonda olmamasından dolayı idi. TV'de bu durumu yorumlayanlar bu durumu hiçe sayıyorlar ve ülkelerin PMI rakamlarının hiç parlak olmadığı bu dönemde dogmatik(at gözlükleri ile) bir biçimde bu durumu değerlendiriyorlar.
KÜRESEL PİYASALARDA İŞLER NE OLACAK?
Çin yönetimi, işler yolunda gitmeyince soluğu yeniden eski bildiği oyuna yani “değersiz para birimi, daha çok ihracat, daha fazla büyüme”modeline geri döndü.
Küresel piyasalarda gördüğümüz üzere petrol fiyatları düştü. Altın fiyatları bir anda artmaya başladı tekrardan ve merkez bankaları bu süreç öncesi tek tek faiz düşürmeye başladılar. Geçen hafta Trump-Çin restleşmesi ile tüm borsalar çakılmıştı ve üstüne bugün Çin restini gördüm hadi bakalım hamleni göreyim şimdi dediğinde ortalık toz duman oldu haliyle. Bu restleşmelerin Trump'la birlikte süreceğini düşünürsek yine güvenli limanlarda birikimin değerlenmesi muhtemel sonuç olarak göze çarparken bu süreçte FED faiz düşürse bile etkisiz kalacaktır. DXY konusunda benzeri tablolar geçmişte çokça yaşandığı için refere noktamız bu yaşananlardan çıkardığımız dersler. Altın ve kripto paraların altını konumundaki BTC'de yine bu furyada yerini alacaklardır. Sonuç olarak küresel bir deflasyonist sürece bu hamlelerle girmiş olabiliriz.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)