Dünyada garip bir dönem yaşıyoruz. Elimizde insanlık tarihinin en büyük veri ağı var ama hâlâ ekonomiyi ölçerken 20. yüzyıl refleksleriyle hareket ediyoruz. Bana göre bugün yaşanan birçok ekonomik ve toplumsal kırılmanın temelinde de bu var,,gerçekliği ölçememek ya da ölçmek istememek..
Bugün artık insanların ne tükettiğini, neye ulaşamadığını, hangi şehirde nasıl yaşadığını, barınma maliyetlerini, market fiyatlarını, enerji tüketimini, ulaşım baskısını, kredi kartı davranışlarını, hatta gelecek kaygısının ekonomik yansımalarını bile veri olarak okuyabilecek bir çağdayız. Buna rağmen hâlâ birkaç daraltılmış gösterge üzerinden ekonomi iyiye gidiyor ya da ekonomi kötüye gidiyor tanımı yapılıyor. Oysa insanlar yaşadıkları hayat zorluklarıyla açıklanan veriler arasında bağ kuramıyor...
Örneğin bir ülkede büyüme rakamı açıklanıyor ama gençler ev kiralayamıyor. Enflasyon düşük deniliyor ama insanlar markete her girdiğinde aynı parayla daha az ürün alabildiğini görüyor. Kişi başı gelir artıyor deniliyor ama insanlar bir araba ya da ev sahibi olmayı artık hayal olarak görüyor. Burada sorun sadece ekonomi değil haliyle ekonomiyi ölçme biçimimizin ta kendisi...
20.yüzyılda bugünkü teknolojik altyapı yoktu. Devletlerin ve kurumların elindeki veri sınırlıydı. Örneklem yöntemleri, anketler ve gecikmeli göstergeler bir zorunluluktu. Ama bugün market fiyatlarını anlık tarayabiliyoruz. Şehir şehir kira değişimlerini takip edebiliyoruz. Gerçek ücret erimesini sektör bazında görebiliyoruz. İnsanların tüketim davranışlarını, borçlanma eğilimlerini ve yaşam maliyeti baskısını neredeyse gerçek zamanlı okuyabiliyoruz.
Yani geçmişte ölçülemez ya da subjektif denilen birçok alan artık ölçülebilir durumda...
Bence yeni çağın en büyük kırılması burada yaşanacak. Çünkü ekonomi artık yalnızca üretim ve tüketim hesabı değil; veri yönetimi ve gerçeklik yönetimi meselesi haline geldi. Hangi veriyi ölçtüğünüz, neyi dışarıda bıraktığınız ve hangi denklemi kurduğunuz doğrudan toplumun geleceğini etkiliyor.
Bugün dünyadaki en büyük problemlerden biri de bu zaten. İnsanlar artık açıklanan rakamlara değil haliyle yaşadıkları hayata inanıyor. Çünkü hissettikleri ekonomik gerçeklikle anlatılan ekonomik gerçeklik arasında ciddi bir kopuş oluştu.
Bence önümüzdeki dönemde ekonomide asıl tartışma faizden ya da kurdan çok daha büyük bir yere evrilecek,gerçek refah nasıl ölçülür? sorusuna..
Çünkü yalnızca büyümeyi ölçen sistemler, toplumsal çöküşü fark etmeyebilir.Yalnızca üretimi ölçen sistemler, gelir adaletsizliğini gizleyebilir.Yalnızca finansal verileri ölçen sistemler, insanların umut kaybını göremeyebilir.Yapay zekâ çağında artık mesele veri eksikliği değil.Mesele, elimizdeki gerçeği görüp görmek istemediğimiz.
İşte “Harmonik Kapital” fikrimin çıkış noktası da tam olarak burada başladı. Çünkü bana göre sorun yalnızca ekonomik sistemlerde değil o sistemleri değerlendirme ve ölçme biçimimizin kendisinde. Eğer yanlış şeyleri ölçüyorsanız, doğru sonuçlara ulaşmanız da mümkün olmuyor. Bugün dünya belki de ilk kez,ekonomik büyümenin olduğu ama toplumsal huzurun azaldığı, teknoloji ilerlerken insanların geleceğe dair kaygısının büyüdüğü, veri miktarı artarken güvenin azaldığı bir döneme girdi.
Bu nedenle yeni çağın ihtiyacı yalnızca yeni ekonomi politikaları değil, yeni nesil ekonomik ölçüm anlayışında gizli..
Ekonomiye yalnızca para, üretim ve tüketim üzerinden bakmak yerine, toplumsal denge, veri güvenilirliği, erişim adaleti, sürdürülebilirlik ve insani refah üzerinden ekonomiyi yeniden okuyabilmeye odaklanmalıyız.