Hakkımda

Fotoğrafım
ENAG(Enflasyon Araştırma Grubu) kurucu üyesi,Msc. Bankacılık ve Finans, Planlama Mühendisi,PMI® (Project Management Institute Member), Mühendisler için Python Programlama ve Uygulamalari kitabının yazarı. "Rusya’nın buzullarından, Güney Asya’nın tropikal iklimlerinden, Körfez ülkelerinin çöllerinden geçmiş bir ‘Dünyalı’…"

24 Temmuz 2026 Cuma

Bir Odysses Hikayesi: PMI

Vizyondaki Odysseia filmini görünce aklıma şu geldi.

Odysseus’un eve dönüşü, vardığını sandığı her anda biraz daha uzadı.

Bugün küresel ekonomi de bana aynı hissi veriyor. Her güçlü PMI verisinden sonra “bu kez tamam” deniliyor. Sonra savaş, petrol ve enflasyon çıkıyor; dönüş yolculuğu biraz daha uzuyor.

Son iki gündür herkes bu filmi bir de ABD PMI verilerini konuşuyor. Temmuz ayında açıklanan öncü verilere göre Hizmet PMI 51,2’den 53,6’ya, Bileşik PMI ise 51,9’dan 53,6’ya yükseldi. İlk bakışta bu tablo ekonominin güçlendiğini söylüyor. Ben ise aynı veriye farklı bir yerden bakıyorum. Çünkü benim için önemli olan PMI’ın kaç geldiği değil, neden yükseldiğidir. Eğer bu yükseliş üretim verimliliğinden, teknoloji yatırımlarından ve reel talep artışından kaynaklanıyorsa buna sürdürülebilir büyüme derim. Ama aynı dönemde şirketler yeniden artan girdi maliyetlerinden söz ediyor, fiyat baskıları güçleniyor ve enerji maliyetleri yeniden yukarı yönlü hareket ediyorsa, o zaman bu büyümenin ne kadar sağlıklı olduğu sorgulanmalıdır.

Tam da bu nedenle son günlerde yaşanan jeopolitik gelişmeleri PMI’dan bağımsız okumuyorum. Orta Doğu’da yeniden yükselen savaş riski ve enerji arzına ilişkin endişelerle birlikte petrol fiyatları yeniden güçlü bir yükseliş yaşadı. Enerji maliyetlerindeki her artış; üretimi, lojistiği, sanayiyi ve sonunda enflasyonu etkiliyor. Yani bugün konuştuğumuz PMI, petrol ve savaş aslında birbirinden bağımsız başlıklar değil; aynı ekonomik denklemin farklı değişkenleri.

Fed’in önündeki tablo da giderek zorlaşıyor. Bir tarafta ekonomik aktivite beklenenden güçlü kalıyor, diğer tarafta enerji kaynaklı maliyet baskıları yeniden artıyor. Böyle bir ortamda faiz artırımı ihtimali artık göz ardı edilebilecek bir senaryo olmaktan çıkmış durumda. Enerji fiyatlarındaki yükseliş ve yeniden güçlenen maliyet baskıları, piyasaların Fed’e ilişkin beklentilerini önemli ölçüde değiştirmeye başladı. Bana göre faiz artırımına ilişkin endişeler ve mali kısıtların artık görmezden gelinemeyecek bir seviyeye ulaşmasıyla birlikte, piyasalardaki belirsizlik zamanla yerini daha rasyonel fiyatlamalara bırakacaktır. Çünkü piyasalar çoğu zaman kötü haberi değil, belirsizliği fiyatlar.

Ben uzun zamandır aynı şeyi söylüyorum. Sorun faiz değildir. Sorun, ekonomiyi faiz artırmak zorunda bırakan yapısal bozulmadır. Faiz sadece sonuçtur. Asıl neden, bozulan ekonomik harmonidir.

Harmonik Kapital’de “Finansın Sınırı” başlığı altında ortaya koyduğum akıl yürütme de tam olarak bu noktaya dayanıyor. Finansın da bir sınırı vardır. Borçlanmanın da, likiditenin de… Bu sınırlar zorlandığında sistem önce güveni, ardından sermayeyi yeniden fiyatlamaya başlar.

Altının neden yeniden yükselişe geçeceği sorusunun cevabı da burada yatıyor. Benim değerlendirmeme göre, bu dinamikler devam ettiği sürece altının uzun vadede yeni tarihi zirveler test etmesi güçlü bir olasılık olarak önümüzde duruyor.

Bugün birçok kişi PMI verisini, petrol fiyatını veya Fed’in bir sonraki toplantısını ayrı ayrı yorumluyor. Ben ise bunların aynı denklemin farklı değişkenleri olduğunu düşünüyorum. Harmonik Kapital tam da bu nedenle sadece bugünü açıklamaya çalışan bir kitap değil; birbirinden kopuk görünen gelişmeler arasındaki bağı kurmaya çalışan bir model önerisidir.

İzleyip göreceğiz…


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder