Hakkımda

Fotoğrafım
ENAG(Enflasyon Araştırma Grubu) kurucu üyesi,Msc. Bankacılık ve Finans, Planlama Mühendisi,PMI® (Project Management Institute Member), Mühendisler için Python Programlama ve Uygulamalari kitabının yazarı. "Rusya’nın buzullarından, Güney Asya’nın tropikal iklimlerinden, Körfez ülkelerinin çöllerinden, Afrika’nın savanalarından geçmiş bir ‘Dünyalı’…"

28 Ekim 2023 Cumartesi

Türkiye Cumhuriyeti'nin 100. Yılı: Cumhuriyetin İlkelerine Yeniden Sarılma Zamanı

 

Cumhuriyeti'mizin 100. yılını selamlarken, içimizi hem gurur hem de büyük bir hüzün kaplıyor. Mustafa Kemal Atatürk'ün öncülüğünde inşa edilen cumhuriyetimiz, ulusal bağımsızlık, demokrasi, laiklik ve eşitlik gibi değerleri yüceltti. Ancak bugün, yanlış iç ve dış politika kararları, bu kutsal değerleri sarsıyor ve cumhuriyetin temellerini sallıyor.

"Türk milleti bağımsızlığını ve özgürlüğünü yine kendi azim ve kararıyla kurtaracaktır." Mustafa Kemal Atatürk

1923'te, Türk milleti ulusal bağımsızlık ve özgürlük için mücadele verdi. Bu mücadele, yalnızca yabancı işgalcilere karşı değil, aynı zamanda gerici kesimlere karşı da bir mücadeleydi.

"Eğitimdir ki bir milleti ya özgür, bağımsız, şanlı, yüksek bir topluluk halinde yaşatır; ya da esaret ve sefalete terk eder." Mustafa Kemal Atatürk

Cumhuriyet, ulusal egemenliği temsil ederken, eğitim, bilim ve kültürde ilerlemeyi hedefledi. Mustafa Kemal Atatürk'ün vizyonu, bu ilerlemenin temelini atmıştır. Cumhuriyet, milletin bu yoldaki inancını güçlendirdi.

“Türk gençliği, tarihini, dilini, kültürünü ve insanlık değerlerini öğrenip benimseyerek yükselecektir." Mustafa Kemal Atatürk

Ancak son yıllarda, yanlış iç ve dış politika kararları ülkemizi sıkıntıya soktu. Cumhuriyetin dayanağı olan kurumlar zayıflatıldı, adalet ve hukuk kurumları zayıfladı, ifade özgürlüğü kısıtlandı.

"Bir millet, tarihini öğrenmeyi bıraktığı gün, ya toplumunca itilir ya da başkaları tarafından çekilir." Halil Inalcik

Dış politikada yaşanan hatalar ve bölgesel sorunlar, ülkemizi uluslararası alanda izole etti ve içe kapanmaya itti.

"Yurtta sulh, cihanda sulh." Mustafa Kemal Atatürk

Ekonomik olarak da bu hatalardan dolayi zorlu bir dönemdeyiz ve birçok insanimiz bu zorluklarla basa çıkmak durumunda kaldilar.

Ancak umutsuzluğa kapılmak yerine, Türkiye Cumhuriyeti'nin 100. yılı, cumhuriyetçi ideallere daha sıkı sarılmamız gerektiğini hatırlatıyor. Adalet, hukuk, özgürlük ve Cumhuriyet değerlerini yeniden tesis etmek, cumhuriyetin temellerini güçlendirmek anlamına gelir. Laiklik, milli egemenlik, kamuoyu vicdanı, bilimsellik ve akılcılık gibi Cumhuriyet'in temel ilkelerini korumak, Türkiye'nin geleceğini aydınlatır. Eğitim sistemini yeniden inşa etmek ve ekonomik refahı artırmak için çalışmak, Cumhuriyet'in ideallerini canlandıracak ve geleceği aydınlık kılacaktır.

"Aşk; yağmurun sabaha çıkmış haliyse, sevgi; denizin akşama durmuş haliyse, devrim de insanın umutsuzluğa karşı yatağa kapanmış halidir." Cemal Sureya

Türkiye Cumhuriyeti'nin 100. yılı, cumhuriyetin temellerine olan inancımızı canlandırarak ve bu değerleri geleceğe taşıyarak ülkemizi daha aydınlık bir yarına taşıma fırsatıdır. Gelecekte, cumhuriyetin idealleri için daha fazla mücadele ve birlik içinde çalışma zamanıdır. şairimiz Can Yücel'in dizeleriyle son verelim: "Yenilmemek, direnmek değil; yenilse de direnmektir."

Cumhuriyet Bayramımiz kutlu olsun!

22 Eylül 2023 Cuma

Küresel Ekonomi, Resesyon ve Tahvil İlişkisi ve Sonuçları

 

Küresel Ekonomi, Resesyon ve Tahvil İlişkisi ve Sonuçları

ABD ekonomisinde getiri eğrisi yine tersine döndü. Hazine bonolarına ilişkin kupon ödemeleri, uzun vadeli tahvillere ödenen faizi aştığında sonuç ters getiri eğrisi oluyor. Bu alışılmadık trend 2020'de başladı ve 2023'ün sonuna yaklaştığımız bu günlerde de tekrar ediyor. Ters getiri eğrileri geçmişte ekonomik durgunluklardan önce yaşanmıştı ancak bu güne kadar sorunlar geçiştirilerek şekilde ilerledi. Yatırımcılar, daha yüksek faiz geliri elde etmek için parayı daha uzun süreli yatırmak yerine, kısa vadeli borçlanma araçlarından daha yüksek getiri elde etme olanağını tercih ederler. Bu, "tersine çevrilmiş getiri eğrisi" olarak bilinen şeydir. Benzeri görülmemiş bir durum değil, ancak ortaya çıkması nadirdir. Getiri eğrisinin tersine dönmesi, ekonomistler ve yatırımcılar tarafından ABD ekonomisi için bir uyarı sinyali, potansiyel olarak resesyonun habercisi olarak değerlendiriliyor.

2022'nin başlarında getiri eğrisi normale dönmüştü. 2022’den sonra tekrar tersine döndü ve o zamandan beri de ters durumda kaldı. Sorumuz, getiri eğrisinin yaklaşmakta olan bir resesyona doğru şekilde işaret etme riski hâlâ mevcut mu ve yatırımcılar buna nasıl tepki vermeli?

Tersine çevrilmiş getiri eğrisi nedir sorusu ile başlayalım. Getiri eğrisi kavramı farklı vadelerdeki tahvillerle başlar ve çoğunlukla ABD Hazine tahvillerinin getirilerine dayanır. Bunlar, yalnızca vadeye kalan süreye göre farklılık gösteren, eşit kredi kalitesine sahip tahvillerdir (hepsi ABD hükümetine olan güven ve buna dayalı kredibilitesi ile desteklenmektedir). Getiri eğrisini görüntülemenin basit bir yolu, üç ay, iki yıl, beş yıl, 10 yıl ve 30 yıl vadeli ABD Hazine tahvillerinin mevcut faiz oranlarına veya getirilerine bakmaktır. Yatırımcılar genellikle paralarını daha uzun süre yatırdıklarında daha yüksek getiri talep ederler. Buna, tahvil vadeleri uzadıkça getirilerin eğri boyunca arttığı normal bir getiri eğrisi denir.

Ekim 2022'nin sonlarında, 3 aylık Hazine bonosunun getirisi 10 yıllık Hazine tahvilinin getirisinin üzerine çıktı. 2022'nin sonlarına doğru bu tersine dönüş daha da belirginleşti ve 2023'te fark iyice genişledi. 3 ay vadeli Hazine bonosu faiz oranları şu anda 10 yıl vadeli Hazine tahvillerinden yaklaşık %1,1 daha yüksek.

Mevcut tersine dönüş büyük ölçüde Federal Rezerv'in (Fed) eylemlerine bağlanabilir. Enflasyon, 2021 ve 2022'de önemli bir sorun olarak ortaya çıktığında Fed, fiyat istikrarını koruma göreviyle kontrol ettiği kısa vadeli federal fon hedef oranını önemli ölçüde artırmaya başladı. 2022 başında yüzde 0'a yakın seyreden Fed politika faizi, 16 aylık dönemde yüzde 5,25 artırıldı. Fed'in faiz oranlarını arttırması ile birlikte, tahvil piyasasında bozulma netleşti. Kısa vadeli bono getirileri (3 ay ila 2 yıl aralığındaki Hazine bonoları), uzun vadeli Hazine tahvillerinin (10 yıllık ve 30 yıllık tahviller gibi) getirilerinden önemli ölçüde daha hızlı arttı. Bu eğilim, Fed'in, enflasyonun 2022 ortasındaki zirveden bu yana önemli ölçüde azalmasına rağmen, 2024 yılına kadar politika faizini daha yüksek tutacağını belirtmesiyle de devam ediyor.

3 aylık ve 10 yıllık Hazine tahvillerinin getirilerinin tersine dönmesinin bazı endişelere yol açtığına inanıyorum. Daha yüksek bir maliyete yol açıyor. Bu net bir tespittir. Kısa vadeli faiz oranları bu kadar yüksek olduğundan, ödünç alınan sermayeyi yeni ekipman ve tesislere veya ilave çalışanlara yatırırken karşılığını almak daha zor olduğundan, şirketler borçlanma konusunda giderek daha isteksiz hale geldiğini görüyoruz. Ancak şu ana kadar derin bir yavaşlamanın henüz yaşanmamış olması, şirketlerin borçlanma ihtiyacının çok da yüksek olmadığının göstergesi olabilir. Genel olarak bakıldığında şirketler, borç yükleri söz konusu olduğunda henüz sıkıntı belirtileri göstermiyor ve bilançolarını korumaya devam ediyor. Banka kredileri sıkılaşırken, bunun resesyona işaret edecek bir hızda olup olmadığı henüz net değil.

Son verilerde, işsizlik oranının %4'ün altında kaldığını gösteriyor. Bu noktaya kadar, işgücü piyasasının gücüyle desteklenen istikrarlı tüketici harcamaları, ekonominin büyüme yörüngesinde tutulmasına yardımcı oldu. Tüketiciler tasarruflarını harcamış ve daha fazla borç almış olsalar bile, işgücü piyasasında ücret artışları tüketicilerin sağlam bir harcama temposunu sürdürmelerine olanak sağlamak için yeterli düzeyde seyrediyor şimdilik.

Genel olarak tahminlerin en iyimser tarafta olduğunu görüyoruz. Ancak dünyadaki işsizlik rakamlarındaki gidişat ve PMI rakamlarındaki küçülmeler bize çok daha kötüsünün yaşandığını söylüyor. 1929 büyük buhranından önceki gayrimenkul krizleri ile 2008 yılındaki mortgage kredilerinde yaşanan balonların patlaması arasındaki fark sadece dijitalleşmiş türev ürünlerin ahlaksızca Wall Street tarafından şişirilmesinde saklıydı. Bunun hakkında daha önceki incelemelerimde de defalarca belirtmiştim. Günümüzde 2008 ekonomik krizi bitti yalanını 15 yıldan fazladır söylemeye devam ediyor.

Şimdi bu gözle büyük buhran ile günümüzde yaşanan 2. versiyonuna baktığımızda dünya ekonomisinde küçülmeye sebep olduğunu ve şu anda da söylenen dünya ekonomik küçülme tahminlerinin şu anki işsizlik rakamlarıyla uyumsuz olduğunu ve sistemik gelişen (doğrudan tüm ekonomilere yayılan) krizin dünyadaki tüm ekonomilere uğradığını görüyoruz. Büyük buhran zamanlarında net kreditör olan ABD, yine aynı şekilde günümüzde de FED vasıtası ile benzeri swap pencereleri ile ihtiyacı olan ülkelere yardımlar yapıyor. Geçmişte hesapsızca vermiş olduğu kredileri alamayan ABD, yine aynı şekilde bu kredileri alma yolunda sıkıntılar yaşıyor. Ayrıca gümrük duvarları koyma ve yeni ticaret yolları yaratma anlayışıyla Çin ve Hindistan arasındaki gerilimi artırma gibi politik gelişmelerde öncülüğünü yapıyor. Ayrıca enerji piyasasında Rusya kaynaklı büyük oynaklıklar yaşanıyor. Daha önce "pacman krizi" olarak bahsettiğim bir olgulamam vardı; sistemin açığının bulunduğu yapıdan bahsederken sermayenin milli gelirin tamamını yutma tehlikesinden bahsetmiştim. Bunda zaten şu anki lider yapıların sağ olarak tarif ettiğimiz siyasi yapıdan gelmeleri de bu tehlikelerin varlıklarını arttırmaktadır.

Sonuç olarak, insanlığın önümüzdeki 10 yıl boyunca büyük sıkıntılara gebe bir döneme girdiğini söylendiği şekilde bir toparlanmanın uzun süre oluşamayacağını çünkü üretim ve tüketim tarafındaki zincirlerin kırıldığını, arz ve talep şoklarının etkisinin öyle kısa sürede çözülmesinin zor olduğunu söyleyebilirim. Ekonomik krizlere sadece ekonomi açısından değil, sosyal hatta politik açıdan da bakılması gerektiğini dilim döndüğünce getiri eğrisi üzerinden anlatmaya çalıştım. Riskli varlıklara olan yatırımcı güveninin daha güvenli varlıklara kaçacağı bir sonuçta bu bağlamda yatırımcı davranışı olarak vuku bulması beklenmelidir.

 

5 Kasım 2021 Cuma

Tarihin En Büyük Ponzi Scheme Olayı : Crypto Currency

 Uzun zamandır kripto paralar üzerine bilende bilmeyende kendi kafasına göre tanımlar üretiyorlar. Temelde para nedir? sorusuna basitçe cevap vermekten uzak bu yorumlara netlik getirmek ve bu ponzi şematiği için bu yazıyı kaleme alma gereği hissettim.

Parayı tanımlayacak olursak ; Genel eşdeğer olması, Mübadele aracı sayılması, ödeme aracı olarak kullanılması,değer ve fiyatların ölçüsünü oluşturması,servet biriktirme aracı haline gelip, dünya parası haline gelmesi ile oluşur. Bu özelliklerin tümüne sahip olan her şey para olarak anılır. Şimdi bu açıdan baktığımızda zaten paranın eşdeğeri olmadıklarını net şekilde görüyoruz. Ponzi modeli adını Ponzi adlı arkadaştan(saadet zincirinin mucidi) alan bildiğimiz saadet zinciri modelidir. Bu modellerde yüksek marketing ile olabildiğince büyük bir zincir yaratılır. Çocuk iken oynadığımız sandalye kapma olayına benzerdir. Dur komutu geldiğinde herkes sandalyelere yüklenir ve birileri illa ki ayakta kalır ya işte o mevzu şu anda gerçekleşiyor.

Peki paranın eşdeğer mantığını içermeyen bir modele neden bunca insan para yatırıyor? Birincisi dünyada rezerv para sahibi ülkelerin bilançolarını oldukça fazla büyütmeleri ile birlikte oluşan durumun altında yatıyor. 2008 yılında 2 trilyon dolar para hacmi olan FED şu anda 9 trilyon dolarlık bir bilançoya sahip. Bu paranın büyük bir kısımı borsalar ve kriptolar gibi sistemlere yatırıldı. İkincisi gelir adaletsizliği (hem toplumlar hem de toplum içindeki sınıflar arasında )ise 2. dünya savaşı ortamını yaratan 100 yıl öncesindeki duruma döndü. Haliyle insanların realist yaklaşımlarının yerini bilinçli yönlendirmeler ile birlikte ponzi modellere kaymasını sağlıyorlar. 

Peki bunca yönlendirmeye sebep olanlar kimler? Facebook, Amazon, Google, Apple, Microsoft, Nvidia , Netflix firmalarının kısaltmalarından oluşan bu toplam fangman grubunu oluşturuyorlar. Koronovirüs sonrası küresel çapta ülkelerce uygulanan karantinalar ve değişen yaşam tarzları ile birlikte son yılların en popüler konusu home office çalışanlar ile evde daha çok vakit geçiren insanlar oldu. Haliyle yeni teknolojiler konusunda atılımlarda bulunan firmalar bir adım öne çıkmış oldu. Bugün itibariyle fangman'ın değeri 10 trilyon doları aşmış durumda. Son 5 yılda 3 trilyon seviyelerinden yüksek dalgalanmalar ile bu seviyelere gelindi. Ayrıca fed para politikaları ve korona etkileri ile bilançoları artan firmalar tekel konumuna ulaştı. Şu an sadece Amazon şirketinin  değeri dax 30 firmalarının hepsinden daha değerli konumda ayrıca portföyün toplam değeri  çoğu Avrupa ülkesinin gayri safi milli hasılalarından yüksek bir duruma ulaştı. Bu arada SP500 endeksinin toplam değerinin yarısından fazlası bu arkadaşlar + Tesla ediyor. 

Bu arkadaşlar neden kripto yatırımları yapıyor ve reklam yaparak kripto ekosistemine insanların daha fazla katılmasını sağlamak istiyorlar sorusunu bir soralım? Aslında tüm bu yönlendirmelerin esası merkezi finans sistemindeki ellerini güçlendirmek istemelerinden geçiyor. Şöyle ki merkezi finans sisteminden çıkıp kripto piyasasına giren insanlar sayesinde rakip firmaların hisselerine yatırım yapacak insan sayısı azalıyor, haliyle bu firmaların nakit akışları bozuluyor ve bankalara başvurduklarında ise sistemin komple dışına çıkan bu paralar sebebiyle bankalarında para hacimi düştüğü için kredi verme etkinliği azalıyor haliyle rakiplerini piyasadan silme imkanı buluyorlar. 2,7 trilyon dolara sahip bir kripto paralar hacminden bahsediyoruz. Bu paranın bankacılık sisteminin dışında kalması ile neredeyse on katı kadar finansal sistemde bozulma yarattığını görüyoruz. Böyle olunca günümüzde yaşanan küresel ekonomik problemlerin asıl sebebinin de bu oynanan oyunun içinde yattığını biliyoruz. O yüzden klasik merkez finans grubuda bu kayıplarını gidermek ve kazançlarını korumak için piyasa manüplasyonuna yöneldiğinin tespitini de yapmış bulunmaktayız. O yüzden emtia fiyatları bu kadar volatillik içeriyor o yüzden yakında ithal edecek mal dahi bulunamayabilir. Bu döngünün bu dönemde oluşacağı kondratiyef dalgalanma modeli ile aslında belliydi. Belli aralıklarla yeni sistemler kuruluyor bu modele göre ve buna göre sermaye oluşumları yaratılıyor. Fangman grubunun hisse kazançlarıda çok yüksek diyeceksiniz bununda altında yatan sebeplerden biri dünyadaki tüm dataya ve bunu işleyebilecek sistem teknolojilerine sahip olmarında yatıyor, bu da bu döngünün yarattığı değişimin bir parçası olmuş oluyor. Ünlü ekonomist Markowitz'in kendisine nobel getiren modern portföy optimizasyonu teorisine göre minimum risk ile maksimum getiriyi eğer tüm dünyanın bilgisine sahip iseniz  istediğiniz şekilde finansal sistemin içinden geçmelerini, rakiplerini sindirmelerini ve yok etmelerini ve istedikleri manüplasyonları yapabilmelerini sağlıyor. Elon Musk tek bir twiti ile istediği kadar insanı manüple ederken bunu twitter üzerinden yapıyor, insanların merkeziyetsiz sandığı sistemlere amazon web servisi tabanlı uygulamalar ile ya da google web browserları ile ulaşırken tüm dataları bu sistemlerden akıyor. Aslında tüm bu kripto ekosistemi de-finance olarak tanıtılırken, içeride yapılan alım-satım işlemlerinden tutunda sisteme tüm giriş ve çıkışlarda tüm para akışlarının yine benzer şekilde takip edildiğini unutuyorlar. 

Sonuç olarak bu teknoloji şirketlerinin yeni bir çağa girerken yeni bir sermaye sistemi paydaşlığı kurması ve bunu insanları manüple ederek (çünkü tüm insanlığın dataları ve eğilimleri ellerinde) yapmaları, devletlerden daha büyük bilgi enformasyona sahip olmaları ve tüm istedikleri kazançları ekonomik ve politik olarak sağlayabilmelerine olanak sağlıyor. Buradaki oyunun içinde ise kripto yatırımcısı olan insanlar sadece bu arkadaşların merkezi finansa diz çöktürüp tüm sistemi kendilerine bağlamalarına daha da merkezi bir finansal sistemin oluşturulmasına sebep olduklarının umarım bu anlattıklarım ile farkına varabilmişlerdir. İşin sonunda sadece daha monopol yapılar oluşuyor ve bu monopol şirketleryaptığınız kripto alımlarını bir günde sıfırlayacak güce sahipler. Paranın eşdeğer mantığına uymayan bir argümana manüplasyon aracı olarak katkıda bulunmak isteyenler sonuçlarına da tarihin en büyük ponzi oyununda sandalye kapmaca oyununda olduklarını bilerek girsinler. Blockchain modelinin getirdiği değişimleri ve iyi olan taraflarını, hayatımıza gelecekte olan katkılarını yadsımıyorum. Ama bu bitcoin veya kripto ekosistemindeki araçlar ile olmayacak diyorum. Bende kripto paralara başlarda umutlu idim ancak finansal para akışını araştırdığımda ve dünyanın geldiği son hali izlediğimde ne kadar büyük bir ponzi olduğunu görmekteyim. Umarım bu çalışmamın sizlere katkısı olabilmiştir. 

7 Mart 2021 Pazar

Çeşitli Ekonomik Verilerin Korelasyonları

 Elektrik üretimi verilerinde yapılan manipülasyonlar sebebi ile özellikle eurostat verilerini temel aldım. Böylece manipülatif yaklaşımlardan ziyade gerçeğin farkına  daha rahat varabilelimElektrik tüketiminde EPDK verileri ile TEIAS verileri uyuşmuyor. Üretildiği kadar tüketildiği mantığı ile hareket edildiğini daha önce de görmüştüm çok fark olmadığı için bu açıdan değerlendireceğim. Madem ekonomik olarak büyüdük nasıl büyümüşüz ayrıntılı buradan inceleyelim istedim.

Elektrik Üretimi ve Sanayi Üretimi
Yukarıdaki veride sanayi üretimi ve elektrik üretimindeki korelasyona incelediğimizde gördüğüm şu oldu. Anlamlı şekilde sanayi üretimi eğimi yıllara göre düşerken elektrik üretimi artmış ancak 202 0 sonrasında bir anda uyumlaşmış sonrasında ise elektrik üretimi düşerken sanayi üretim rakamları hala belli bir seviyede devam etmiş. Birincisi 2018 yılındaki kur şoku ile sanayi üretim verileri düşerken elektrik üretimi de düşmüştür. İkincisi 2020 pandemisiyle birlikte her ikisi korele halde düşmüştür. Haliyle elektrik üretimi ve tüketimi düştüğü için bu düşüş tekrar yaşanmalıdır.   O zaman nerede bu büyüme?


                                                                                                                                                                    

Elektrik Üretimi ve İşgücü oranı
İşgücü oranı ile elektrik üretimi rakamlarına baktığımızda yakın bir korelasyon inceliyoruz. Elektrik üretimi artmış ancak anlamlı bir işgücüne katılım oranına katkısı olmamış. O halde bu üretilen elektriğin büyük bölümü ithal mı edilmiştir sorusunu sormalıyız. O zaman nerede bu büyüme?

Elektrik Üretimi ve İş Dünyası Güven Endeksi

Lineer şekilde azalan eğimle iş dünyasının güven endeksi rakamları düşerken ve elektrik üretimi ile uyumlanması 208 yılından sonra olmuştur. Öncesinde çok mu pozitif baktılar bu arkadaşlar bu durumu hiç göremediler mi yapılan anketlere verilen cevaplarını aman işim gücüm bozulmasın mantığıyla mı cevapladılar sorusu ile iş dünyasının kendisine bu soruları sormalıyız. O zaman nerede bu büyüme?


Elektrik Üretimi ve Toplam Motorlu Taşıt Sayısı
Neredeyse yakın korelasyon olan motorlu taşıt sayısı ve elektrik üretimi rakamları anlamlı bir şekilde  2018 sonrası düşüş yaşamış ancak kredilerle biraz toparlamış ve tekrar azalan bir seyire dönmüştür. Ve bu uyum alım gücünün düştüğünün de göstergesi olarak kayda geçmelidir. O zaman nerede bu büyüme?




Elektrik Üretimi ve Ekonomik Büyüme Oranı
Elektrik Üretimi ve Ekonomik Büyüme Oranı arasındaki ilişkiye baktığımızda uzun yıllardır olan ekonomik büyüme eğrisi düşüş durumunda iken ucuz kredilerin dağıtılması ile 2020 sonrası anlık bir yükseliş göstermiştir .Burada ekonomik büyüme var olduğunda elektrik üretim ve tüketiminde anlamlı bir yükseliş görmemiz gerekirken aynı anda korele bir düşüş görüyoruz. O zaman nerede bu büyüme?



Elektrik Üretimi ve İşsizlik Oranı
Elektrik Üretimi ve İşsizlik Oranına baktığımızda da 2017 yılına kadar anlamlı bir bütünlükte hareket eden eğriler bir anda kopmuş sonrasında ise tamamıyla uyumsuz hale gelmiştir. İşsiz sayılarının doğruluğu konusunda kafalarımızda soru işaretlerini o zaman sormamız gerekeceğiz. İşsiz sayılmayan sayısı gerçek işsizlik rakamları nerededir ve işsiz sayısı istihdam oranı ve elektrik üretimi haliyle tüketimi düşerken nasıl azalmaktadır. Ki buna rağmen sayının yüksekliği de ortadadır. O zaman nerede bu büyüme?
Elektrik Üretimi ve Enflasyon Oranı
Elektrik Üretimi ve Enflasyon Oranı arasındaki ilişkiye baktığımızda da yakın bir bağ olduğunu görüyoruz esasında. 2018 e kadar doğru orantıda gider iken bir anda enflasyon düşmüş sonrasında elektrik üretimi haliyle tüketimi de düşmüş sonrasında krediler ile elektrik üretimi artmış ama enflasyon bir türlü eskisinde olduğu gibi doğru orantıda gitmemiştir. O halde enflasyon verisinin saklanması hususu akla gelmektedir. O zaman nerede bu büyüme?
İflas Sayıları ve Ekonomik Büyüme Oranı

İflas Sayıları ve Elektrik Üretimi

İflas Sayıları ve Ekonomik Büyüme Oranı karşılaştırıldığında büyüme git gide düşerken iflas oranları 2018 sonrasında artmış hatta son 10 yılın en yüksek rakamlarına ulaşmıştır. Ancak ekonomik olarak da büyümüşüz. Kredi büyümesi diye buna diyoruz işte tam olarak. Zaten elektrik üretimindeki düşüşün iflaslarla orantısı da yukarıda görülmektedir. O zaman nerede bu büyüme?

Sahi büyüdük ama kişi başı milli gelir sürekli düşerken, insanlar ekmeğe muhtaç hale gelirken büyümenin faturasını yine halk ödüyorsa o büyüme değil anlık olarak geçici kredili yani borçlanarak oluşan bir büyümedir. Bunun maliyetini de haliyle toplum ödüyor.  

Bu arada daha önce yazdığım yazımda da veriler ile bazı hususlara değinmiştim; https://mehmetcagdas.blogspot.com/2019/12/elektriksiz-uretim-bir-yeni-inovasyon-mu.html

28 Haziran 2020 Pazar

Eşitlik devrimi, Modern Para Teorisi ve Demokrasinin Ekonomiler Üzerindeki Etkileri

Son haftalarda eve kapanıp dünyada çıkan ekonomi kitaplarına sarmıştım. Okumalarımı tamamlarken bu anlatıların bir sentez sistemini de oluşturmak gerektiğine inandığımdan bu yazıyı kaleme alıyorum. Bu konularda ne bir otoriteyim ne de karar merciisiyim ancak entelektüel düşünce gelişimi açısından bu düşüncelerin içerisinde gördüklerimi ve  kendimce eleştirilerimi ve önerilerimi sıralayacağım. 

Öncelikle dünyada çıkan ekonomi konulu kitapların ülkemizde çevirilerinin çok geç yapılması ya da hiç yapılmaması ,gümrük vergilerindeki artışlar yüzünden astarının pahalıya gelmesi okuyucuların mecburen e-kitap formatına yönelmesine sebep oluyor. Bende okumalarımı son dönemde mecburen bu şekilde yapıyorum buradan yetkililere de söyleyelim ki sesimiz duyulur belki...Ayrıca kitap kokusu gibi yok...  

Daron Acemoğlu hocamınızın Dar Koridor'u, Stephanie Kelton'ın The Deficit Myth'i ve Thomas Piketty'nin Capital and Ideology kitaplarının içeriği genel olarak dünya sisteminin ekonomik, sosyal ve politik taraflarına eleştiriler ve çözümler sunarken bunları farklı yollardan ve metotlardan dile getirirlerken zaman zaman benzeşen zaman zaman da ayrılan önerilere sahipler. 

T.Pikketty'nin 21. Yüzyılda Kapitalizm kitabında anlattığı şeyleri yeniden tekrarlar iken bunlar ne idi? Önceki kitabında gelir eşitsizliği,mülkiyet hakları sorunları ve eğitim problemleri üzerine yoğunlaşırken yine zenginlik vergisine vurguları bu kitapta da dikkat çekiyordu. Önceki kitabına nazaran örnekleri çoğaltmış yazar, AB ve ABD verilerine ek olarak Hindistan,Brezilya,Çin ve Rusya verileri de eklenmiş ve kronolojik sıra ile gelir adaletsizliğindeki artışlar kölelik ve sömürgecilik tarihlerine kadar detaylı bir araştırma görüyoruz. Beni kitapta en fazla etkileyen durumlardan biri de ABD devletinin en refah dolu ekonomik yıllarını yaşadığı yıllarda(1950-1970) %80 ve üzeri gelir vergilerinin olduğuna vurgu yapması idi. Tabii ki bu anlatıda beni düşünmeye iten bu dönemin kendine has bir yapısı olduğunu 2. dünya savaşının miras haklarını doğal olmayan yollarla düzeltmesi,yaş grubunun baby boomer dönemi ile daha genç yapıda olmasından sermaye birikimi konusunda zayıf olması konularında eleştiriye açık kılıyor. Yani sadece bu refah dönemindeki karların eşitsizliği vergi yoluyla önlemesi kısmı birazda yanlı bir tavır içeriyor. Bunu anlatırken zenginlik vergisi tezini savunma amaçlı bu örneği verdiğini görebiliyorsunuz. Servetin gelirlerden hızlı büyümesi konusuna tabii ki vurgusu devam etmiş. Bu konuda yazara katılıyorum. Tüm tarih boyunca insanların çoğunluğu kabul edilebilir bir servet dağılımı arayışında olduğunu ve bunun sürekli tekrar eden bir döngüde gittiğini söylüyor. Toplumlar gelirlerini ,zenginlikleri ve eğitim haklarını eşit dağıtabilirlerse refah olur diyor. Bu konuda verileri kullanarak toplumları okunabilir kılıyor ve söylediklerinde ki vurgu tüm despotik yapıların kökeninin de gelir adaletsizliği, sermaye birikiminin belli bir tekel grupta olması ve eğitim eşitsizliği gibi konular üzerinde yoğunlaşıyor. Şu anda yaptığı politik öneri ise hem enternasyonalizmi  hem de yeniden dağıtımı  aynı anda savunan günümüz politika çerçevesine ters(Sol ve sağ olarak ikili yapıdan bahsediyor) parti yapılarının gerekliliğini söylemiş. Z kuşağının sahip olmaktan ziyade erişebilir olma konusunda mahir olacağına ve bu yolun sosyal ve politik açıdan ekonomik temellerinin bu yolda atılabileceğine olan inanç da bence şu anda çok güçlü. 

Daron Acemoğlu'nun Dar Koridor kitabına gelirsek, kitapta genel olarak toplum ve devlet yapısının sürekli birbirini denetleyen yapıda olması gerektiğini kronolojik bir sıralama ile demokrasi tarihi kökenlerine inerek anlatıyor. Devletin çok güçlü olduğu,toplumun devleti denetleyemediği durumlarda despotik leviathan(devlet anlamında) oluşuyor derken(Çin,Rusya gibi örnekler), devlet yapısının güçsüz yani kurumların işlevsiz ve toplum yapısının geleneksel algılarının çok güçlü olduğu veya farklı kültürel yapıların çokluğu sebebiyle kimsenin insiyatif alamadığı ve bu toplumsal yapının devletin güçlü kurumlar oluşturmasına  engel olduğu durumlara ise namevcut leviathan(Lübnan ve Afrika kabile örnekleri var) oluşuyor diyor. Ancak toplum yapısının güçlü olduğu(demokrasi geçmişi ve insanların bunu elde etmek için bedeller ödediği) ve bu toplum yapısının güçlü devlet kurumlarını da aynı anda refah sağlayarak oluşturabildiği ve anayasalarını buna göre düzenledikleri güçler ayrılığının sağlam olduğu durumlarda dar koridor oluşuyor ve prangalanmış leviathan(ABD ve İngiltere örneği veriyor) diyor bu duruma da. İdeal devleti prangalanmış devlet olarak açıklıyor kitapta bunun içinde hem toplumun hem de devletin sürekli bir şekilde gözü açık olması gerekiyor diyor. Bu sürekli çabayı Alica Harikalar Diyarında Alice 'in karşılaştığı hep aynı yerinde kalmak için sürekli koşan Kızıl Kraliçe devinimine benzetiyor.  Olayın devingen doğası gereği namevcut leviathan'in veya despotik leviathan'in de bu dar koridora girebileceğini zaman zaman girdiğinin ama dar koridorda kalmanın yani kızıl kraliçe etkisinin sürekli olmasında buluyor. IMF'nin kopyala yapıştır modellerinin işlevsizleştiği bir düzende neoliberal yapıda bulunan tüm ekonomik anlamda zorlanan ülkelerin bu yapılarını oluşturması ne kadar mümkün sorusu aklıma geliyor. Wallerstein'ın dünya teorisinde bahsettiği merkez ülkeleri prangalanmış leviathen modeline oturtursak Birleşik Krallık ve ABD'nin yapılarının sürekli pazar arayışı üzerine oluşması yarı çevre ve çevre ülke yapılarında bulunanlar için ne kadar geçerli olabilir ki! Prangalanmış kapital desek daha doğru sanki. Tabii ki Daron hocanın tespitleri kahve köşelerinde konuşur gibi bu meseleleri tartışanlara göre çok çok aşkın bir çalışma.Ancak eleştiri yönünü demokrasi üzerine sadece indirgemek de çok doğru olmuyor nitekim Çin'in büyüme modelinde de kapitalizmin en sert uygulanış biçimlerinden birini görüyoruz. Despotik leviathen bir süreliğine gelişebilir ama sürekli olmaz derken nazi örneği veriliyor ancak Çin modelinde uzun yıllardır bir ekonomik büyüme aynı ABD'de ki bir dengeyi de kurmuş durumda. Bunun oluşu ABD politik yapısında çift partili iken Çin'de politik büro üzerinden gerçekleşiyor. Çinliler duruma uyanırsa tabii ki eşitlikçi devrimler isteyecektir ancak ABD'de de çok uyandıkları zaman devletin nasıl kontrolden çıkabildiğini bu günlerde görebiliyoruz. Bu sebep ile Wallerstein'ın merkez ülke,çevre ve yarı çevre modelinde ki gerçeklik şu an da Daron Hocanın anlatısına göre bir adım hala önde görünüyor. Zaman ne getirir ne götürür bilinmez ancak kitaptaki demokrasi olursa devlet ve toplum birbirini denetlerse her şey güzel olur kısımı sermayenin birikimini verilerle açıklayan T. Piketty'e göre de az önce dediğim çerçeveden geniş anlamda bakabilirseniz ekonomik, politik ve sosyal açıdan anlamsız kalıyor. Zaten politik açıdan şu anki sistemleri ile ne ABD ne de Birleşik Krallık politikacılarının güttüğü siyasetin hem enternasyonalizmi hem de yeniden dağıtımı sağlaması kamu yoluyla yapmaya çalışmaları aslında içinde bulundukları durumu anlayıp buna göre değişim olmaması üzerine kurulu. Tabi daha bir çok nokta var bu kitapların sayfa sayılarına bakarsanız aslında çok fazla konuşulması gereken şeyi özet geçtiğimi anlarsınız. 

Stephanie Kelton'ın Deficit Myth'ini açıklarken önce içinde bulunduğumuz pandemi döneminde yapılanlar ile başlamak gerekiyor. Dünyanın dört bir yanındaki ülkeler COVID-19 ile mücadele etmek için ekonomilerini kapattılar. Hükumetler harcamalarındaki büyük artış hane halklarına ve işletmelere yardım sağladı, ancak birçok politikacıya ve ekonomiste göre, bu hükumet harcamaları 'ulusal borç ikilemleri' yarattı .ABD ve Birleşik Krallık kamu borç seviyeleri gayri safi yurt içi hasıla (GSYİH) yüzde 100 üzerinde uçmasına ulaşacağı tahmin ediliyor. Japonya'nın kamu borçlarının GSYİH'ya oranının yüzde 250'nin üzerinde büyümesi bekleniyor. IMF , gelişmiş ekonomilerdeki ortalama borç / GSYİH oranlarının yüzde 120'nin üzerine çıkacağını öngörüyor. Borç / GSYİH oranları bu kadar yüksek olduğunda, ana akım iktisatçılar pandemi sonrası bir borç çıkıntısı olacağına dair uyarıda bulunuyorlar ve bunun gelecekte kamu harcamalarının kısıtlanmasını ve vergilerin artmasını zorlayacağını söylüyorlar. Artan vergiler hanehalklarının tüketim harcamalarını ve işletmelerin yatırım harcamalarını azaltacaktır. Sonuç, daha yavaş GSYİH büyümesi ve işçinin ücret ve maaşlarındaki durgunluktur. Burada Piketty'nin vergileri arttıralım her şey güzel olacak tezi de tartışmaya giriyor haliyle. Sonra bu konuya geri döneceğim yazarın anlattığına gelirsek, kamu borçlarının artmasıyla ilgili kaygıların temelsiz olduğunu gösteriyor. Kelton, hükümet harcamalarının doğru şekilde hedeflendiğinde ve kamu borcunun sorunlu olması gerekmediğini savunuyor. Kamu açıklarının bir ekonomi için çok sağlıklı olabileceğini savunuyor. Kelton, daha büyük açıkların bir ekonomiyi güçlendirebileceğini ve daha hızlı büyümeye yol açabileceğini de iddia ediyor.Yani geleneksel hikayeye karşı diyor ki istediğiniz kadar ABD doları basabiliyorsanız bu borcunuzu değiştirir mi diyor ve borcun önemli olmadığını bunu para basarak halledebileceğini söylüyor. Bir ülke rezerv para birimine sahipse kendi kendini finanse edebiliyor ve vergi ya da borç almaları gerekmiyor diyor. Enflasyon oluşmaz mı sorusuna da şu anda hanehalkı harcamalarının ve yatırımların talebinin zaten enflasyon oluşumundan çok deflasyon korkusunda olduğunu ekliyor. Zaten düşük enflasyonu koruyacak iş modellerini örnek veriyor(Amazon, Walmart). Yani enflasyon korumasını tedarik zinciri rekabeti ve düşük fiyat avantajı sunan yapılarda buluyor. Enflasyon ve küçülme olmaksızın devletin modern para politikası güderek işler oluşturabileceğini, eğitim eşitliği sağlayabileceğini, altyapı ve iklim değişikliği konularında gelişmeler yaratabileceğini anlatıyor. Tabi bunlar iyi hoş ama yine Wallerstein'ın dünya teorisine dönecek olursak merkez ülkeler rezerv paraya sahip olarak bunu yaparken diğerleri de pazar olmaya devam mı edecekler? Bu işin doların gücüne bağlı olarak kurulması konusu kendi içinde çelişen bir durumda yaratıyor. Yani eşitlikçi devrimden bahseden Wallerstein ve Piketty gibi isimlerin yanında Kelton sadece rezerv sahibi ülkelerin kurtarıcısı konumunda oluyor. Çevre ve yarı çevre ülkelerdeki demokrasi yapılarını nasıl etkileyeceğini ise Daron hocanın dar koridorundaki prangalanmış leviathen modeline göre devlet gücü toplum gücü denge modelinde namevcut bir leviathen yaratıp yaratmayacağını bilmiyoruz ya da despotik bir hal almasının mümkün olup olmadığını çünkü hükümet direkt destek çıkarsa devletin gücü artacak, ancak halk bunu daimi algılarsa harcama alışkanlığı değişebileceğinden ticari rekabetin getireceği götüreceği özgürlük konusunda da sıkıntılar sunacaktır.Sonuç olarak rezerv parası olanların eşitliği olmayanların sömürüsü konusunda bir garip hikaye mmt. Rifkin'in mikro modellemeler ile yeşil devrim modeli mmt ile bağlantılansa da bunun da sebebi sol olarak tabir ettiğimiz eski tip siyasetçilerin demokrat tayfada yoğun olması ki seçim döneminde Osario Cortez ve Bernie Sanders gibi isimler seçim kampanyasında sık kullandılar bunu.Anlayamadıkları Rifkin'in modeli yeşil devrimin enternasyol yapısı ve eşitlikçi bir paylaşımdan geldiği ve sadece rezerv para sahibi olanlara değil olmayanlara da aynı yapıyı sunmasında. Kitap neoklasik iktisadi bakış açısını komple yıkan ve bambaşka bir çerçeveden para ve maliye politikalarına öneriler getiren bir eser olmuş. Belki MMT'nin gelecekte başka başka her ülkeye uygulanabilir yolları bulunur, kim bilir... 

Birbirinden apayrı görüşlere sahip bu isimlerin savundukları şeylerin daha eşitlikçi,modern ve entegre bir dünya yaratmak konusunda tartışılması gereken konuları gündeme getirmesi ve çözüm önerileri sunmaları dahi kendilerine yapılan eleştirilerin bu konuları daha da ön plana çıkarmasına ve insanlığın gelişiminde mihenk taşı olan dönemler olan özgürlük,refah devrimlerinden sonra eşitlikçi bir devrimin oluşmasına katkı sağlayacak çalışmalardır. Geleceği kimse tahmin edemez ama bu kitapları okur tartışırsanız yeni fikirleri çıkarabilecek yorumlayabilecek entellektüel bir düşünce dünyasını yaratmanıza katkısı olacaktır. Kendi eleştirilerimi de bu çerçevede kitapların anlattığı fikirlerin özelinde okuduğum eserlerden farklılıkları çerçevesinde yaptığımı düşünüyorum. Nitekim despotik leviathen'lerin ve ulus devlet modellerinin içe kapanık yapılara dönmesini istemiyorsak bu durumlara açıklıkla yaklaşmalıyız.Sermaye birikiminin tüm gsyh'yı yutmasına engel olmak için sosyal devlet yapılarının gelişmesi, para teorilerinin neoklasik çerçeveden bakılması yerine daha modern para ve maliye politikaları geliştirilmesi, finansal sistemlerin daha adil yapılar olarak kurulması,gelirlerin adaletli dağılımı ve yeni vergi modellemeleri geliştirilmesi veya belki de Kelton'ın dediği gibi gerek kalmayacak olması gibi yeni fikirlerin desteklenmesi, yeşil devrim yolunda mikro enerji santralleri ve yaşanabilir çevre ve yaşanabilir dünya konusunda atılacak yeni adımlar belirlenmesi gerekiyor. 

  




24 Mayıs 2020 Pazar

DİJİTALLEŞEN DÜNYA; FAMANG

FAMANG nedir?

Son yıllarda teknolojik gelişmelerin doğrultusunda değer kazanan ABD hisse piyasalarında işlem gören ilk 7 hissenin kısaltması. Facebook, Amazon, Google, Apple, Microsoft, Nvidia , Netflix firmalarının kısaltmalarından oluşan bu toplam FAMANG'i ifade ediyor. 

Koronovirüs sonrası küresel çapta ülkelerce uygulanan karantinalar ve değişen yaşam tarzları ile birlikte son yılların en popüler konusu home office çalışanlar ile evde daha çok vakit geçiren insanlar oldu. Haliyle yeni teknolojiler konusunda atılımlarda bulunan firmalar bir adım öne çıkmış oldu. Bugün itibariyle famang'ın değeri 6 trilyon doları aşmış durumda. Son 3 yılda 3 trilyon seviyelerinden yüksek dalgalanmalar ile bu seviyelere gelindi. Ayrıca fed para politikaları ve korona etkileri ile bilançoları artan firmalar tekel konumuna ulaştı. Şu an sadece Amazon şirketinin  değeri dax 30 firmalarının hepsinden daha değerli konumda ayrıca portföyün toplam değeri  çoğu Avrupa ülkesinin gayri safi milli hasılalarından yüksek bir duruma ulaştı. Bu arada SP500 endeksinin toplam değeri 23 trilyon dolar civarında. 



Bu firmalar bu dönemi çok iyi değerlendirip pastadan paylarını arttırarak çıkmaları aynı zamanda arge payları ve yarattıkları dijital dünyanın sermaye döngüsünde saklı. Çoğu robotik teknolojiler ve yazılımlar kullanılarak oluşturulan bu yapılar insanın emek değerinin değersizleşmesine sebep olurken aynı zamanda neoliberal sisteminde çarklarının dönmesini zorlaştıran iş kapasitesini düşüren tarzda firmalar. ABD'de korona sürecinde 9 haftada oluşan işsizlik başvurusu sayıları 40 milyona ulaştı. 135 milyon çalışanın olduğu bir sistemde ki toplam nüfusları 330 milyon civarı olduğunu düşünürsek dat.com krizlerinden daha büyük bir balon oluştuğunu ancak fed yardımları ve dönemin şartları sebebiyle yatırımcı iyimserliği konusunda gerçek tablodan uzakta kalabileceklerini de gözlemledik. Bu da kısaca bu bir kaç firmanın taşıdığı sp500 endeksinin önümüzdeki dönemin şartlarını anlayıp anlamamasında gizli. İnsanlar işsiz kalırken, gelirler tüm dünyada düşerken, bu firmaların tekel sektörler olarak yükselmesinin hem politik hem de sosyolojik etkileri yadsınamayacak bir gerçeklik olarak karşımızda ciddi bir potansiyel içermekteler. Bu potansiyellerini dünyada  insanlık için neoliberal sistemi bir win to win sistemine dönüştürebilirler ise insanlığa muazzam katkıları olabilir ancak sermaye tarafında kalıp bu durumları görmezden gelirlerse kümülatif bilgiden oluşan tüm medeni birikimlerin üstüne bir bardak su içeriz. Ki bu firmalarında temelinde bu kümülatif bilgi birikimi var.

Ekonomik gerçekler, finansal gerçeklerden tamamı ile ayrılırsa sonunda distopik tablolar yaşarız. 

 

6 Mayıs 2020 Çarşamba

Büyük Buhran V2.0

Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak lafını çok duyar olduk. Bundaki asıl sebep ekonomilerin yaşadığı krizin anlaşılmasından geçiyor. Koronavirüs ile tetiklenen kriz sonrası tahminlerin en iyimser tarafta olduğunu görüyoruz. Ancak dünyadaki işsizlik rakamlarındaki gidişat ve pmi rakamlarındaki küçülmeler bize çok daha kötüsünün yaşandığını söylüyor. Şu anda ekonomilerin insan sağlığına tercih edilip açılmaya başlaması da bir nevi krizin etkilerini azaltmak üzerine gerçekleşiyor. Ancak İspanyol gribinin geçmişine bakanlar aynı hatanın o zamanda yapıldığını ve 2. dalgada asıl ölümlerin gerçekleştiğini biliyorlar. Politika yapıcıların tüm dünyada çözümleri ileride çok tartışılacaktır ,nitekim 1920'li yıllarda değiliz. Bilgi yayılımı o kadar hızlı gerçekleşiyor ki tüm sistemlerin temeline dinamit koyan cinsten bir durum bu. 1929 büyük buhranından önceki gayrimenkul krizleri ile 2008 yılındaki mortgage kredilerinde yaşanan balonların patlaması arasındaki fark sadece dijitalleşmiş türev ürünlerin ahlaksızca wall street tarafından şişirilmesinde saklı. Günümüzde 2008 ekonomik krizi bitti yalanını 10 yıldan fazladır söyleyenler o zaman da Florida gayrimenkulleri üzerine aynı benzer söylemleri kullanıyordu.

Şimdi bu gözle büyük buhran ile günümüzde yaşanan 2. versiyonuna baktığımızda  ikisinde de arz ve talep şoklarının aynı anda oluştuğu büyük firmaların çok büyük sıkıntılara girdiği iflas ettiği ve işsizlik sayılarının inanılmaz seviyelere çıktığını aynı zamanda oluşan bu durumların dünya ekonomisinde %7'lik bir küçülmeye sebep olduğu ve şu anda da söylenen %2,7 gibi dünyada ekonomik küçülme tahminlerinin şu anki işsizlik rakamlarıyla uyumsuz olduğunu ve sistemik gelişen(doğrudan tüm ekonomilere yayılan) krizin dünyadaki tüm ekonomilere uğradığını görüyoruz. Büyük buhran zamanlarında net kreditör olan ABD yine aynı şekilde günümüzde de FED vasıtası ile benzeri swap pencereleri ile ihtiyacı olan ülkelere yardımlar yapıyor. Geçmişte hesapsızca vermiş olduğu kredileri alamayan ABD yine aynı şekilde bu kredileri alma yolunda sıkıntılar yaşayacağı ortadadır. Gümrük duvarları koyma yoluna gideceğini de tahmin etmek falcılık olmayacaktır. Zaten şu anda Çin ile yaşanan ticari gerilimler de geçmişteki blog değişimlerine benzer yapıda seyrediyor.

Büyük buhranın 1930'ların başından sonuna kadar 10 yıl civarı sürdüğünü düşünürsek şu anda da benzeri bir durumun yaşanacağını kestirmek de yine aynı şekilde tarihten çıkardığımız derslerden.
Daha önce pacman krizi olarak bahsettiğim( https://mehmetcagdas.blogspot.com/2020/03/pac-man-krizi.html ) sistemin açığının bulunduğu yapıdan bahsederken sermayenin milli gelirin tamamını yutma tehlikesinden bahsetmiştim. Bu durumda sosyal politikaların gelişmesinde mecburi bir taraf olacağı aksi halde dünya savaşlarının temelini oluşturan işsiz insanların sapkın yönelimleri(Nazizm vb.) oluşabileceğini görüyoruz. Bunda zaten şu an ki lider yapılarının sağ olarak tarif ettiğimiz siyasi yapıdan gelmeleri de bu tehlikelerin varlıklarını arttırmaktadır.

Sonuç olarak insanlığın önümüzdeki 10 yıl büyük sıkıntılara gebe bir döneme girdiğimizi söylendiği şekilde bir toparlanmanın uzun süre oluşamayacağını çünkü üretim ve tüketim tarafındaki zincirlerin kırıldığını arz ve talep şoklarının etkisinin öyle kısa sürede çözülmesinin zor olduğunu söyleyebilirim. 
Ekonomik krizlere sadece ekonomi açısından değil sosyal hatta politik açıdan da bakılması gerektiğini dilim döndüğünce anlatmaya çalıştım.