Hakkımda

Fotoğrafım
ENAG(Enflasyon Araştırma Grubu) kurucu üyesi,Msc. Bankacılık ve Finans, Planlama Mühendisi,PMI® (Project Management Institute Member), Mühendisler için Python Programlama ve Uygulamalari kitabının yazarı. "Rusya’nın buzullarından, Güney Asya’nın tropikal iklimlerinden, Körfez ülkelerinin çöllerinden, Afrika’nın savanalarından geçmiş bir ‘Dünyalı’…"

23 Mart 2020 Pazartesi

Gelir Adaletsizliği ve Eşitsizlikler Üzerine

Gelir dağılımındaki eşitsizliği analiz ederken sermaye eşitsizliğinin emek eşitsizliğinden daima yüksek olduğunu biliyoruz. Genelde buna kapitalizmin doğası gereği denilip geçiyoruz. Gini endeksi gibi yapılar hesaplanır iken emek ve sermaye eşitsizliklerini birbirine karıştırarak kullanan endekslerin bu durumları net olarak ortaya koyamadığını da araştırmalardan anlıyoruz.Tablolar ile anlatacak olursak ki Piketty'nin de kitabında bu çalışmalarını açık olarak insanlar ile paylaşmış olduğu çalışmalar çok önemli , onlardan yararlanarak çok daha net anlayacağız olup bitenleri.

Emek Gelirindeki Eşitsizlik,Dönemlere ve Ülkelere Göre
Emek gelirindeki eşitsizliğin görece düşük olduğu ülkelerde(İskandinav ülkeleri) nüfusun en yüksek geliri elden eden %10'luk kesimi ,toplam emek gelirinin %20'sini almaktadır. En az ücret alan %50'lik kesimin aldığı pay %35 ,orta seviyede ücret alan %40'lık kesime düşen pay ise %45 seviyesindedir. Buna karşılık gelen gini çarpanı ise 0,19(0-1 arası değer alan eşitsizlik endeksi).

Sermaye Mülkiyetindeki Eşitsizlik, Dönemlere ve Ülkelere Göre
Burada da bakınca En zengin sınıfların sermaye mülkiyetindeki baskın karakterini görüyoruz. En yoksul sınıf olan halk sınıfı %10'luk bir dilimi ancak iskandinav ülkelerinde görüyoruz genel ortalama %5 civarında dünyada. Bir de toplam gelirlerdeki adaletsizliğe bakalım.

Toplam Gelirdeki Eşitsizlik Dönemlere ve Ülkelere Göre
Toplam gelirlerdeki duruma baktığımızda ise gördüğümüz yine İskandinav ülkelerindeki görece eşitlikçi durum olmasına rağmen dünyanın geri kalanında oluşan çok yüksek derecedeki eşitsizlikler sınıflar arasında uçurum yaratmış durumda. Orta sınıf giderek azalan bir pay alır iken halk sınıfı zengine çalışır olmuş maaşlar neredeyse eşitlenmiş ancak üst sınıftaki gelir farkları giderek artarak aralarındaki durum toplumun temellerini dinamitlemeye başlamıştır. İdeal durum İskandinav ülkelerinde dahi gerçekleşmemiştir aslında görece diğerlerine kıyasla iyi bir durumdalar. Bu fark çok önemli.

ABD'de Gelir Eşitsizliği ,1910-2010 arası dönem
Büyük buhran dönemi olarak geçen dönemdeki fark ile günümüzdeki gelir eşitsizliği durumu arasındaki bağlantıyı kurabilenler durumu yukarıdaki tabloda görüyordur. Şimdi aynı seviyelerde olan eşitsizlik durumu o dönemde 2. Dünya Savaşı sonrası refah dolu yıllar yaşatmış olsa da yüzyıl sonrasında görülen tablonun yine aynı olması kapitalizmin sermayeyi gelir eşitsizliği yaratarak emek üzerinden biriktirdiğine güzel bir örnek.Şimdi diyorlar ya neden kriz oluyor vs önceki blog yazımda bunları temel bazda anlattım. O yazıyı okumadan bu yazıyı anlayamazsınız. ( https://mehmetcagdas.blogspot.com/2020/03/pac-man-krizi.html ) Avrupa ve ABD arasındaki gelir eşitsizliği farkına da bir  bakalım.
ABD ve Avrupa Gelir Eşitsizliği Kıyaslaması
1900-1910 döneminde Avrupa'da en üst onda birlik dilimin milli gelir içindeki payı ABD'dekinden daha yüksektir fakat günümüze gelindiğinde ABD özelindeki gelir eşitsizliğinin Avrupa'nın çok üzerinde olduğunu görürüz. Nitekim insan hakları yasaları ve sosyal devlet anlayışının AB tarafında yaygın olarak kullanılmasının etkilerini görürüz. Yine de az önce baktığımız çalışmalarda da AB'nin de durumunun çok temiz olduğunu söylemek yanlış olur.

Bir de yaş servet ilişkisi farkına bakalım ki bugünlerde etkili olan COVID'in etkilerini bir de bu açıdan değerlendirelim. Veri kayıtlarının çok eskiye dayanmasından dolayı yukarıdaki Fransa incelemesi yaş-servet profili olarak çok önemli. Tablodan da görüldüğü üzere yaşlıların serveti daima gençlerden fazla olmuştur. 2. Dünya Savaşı dönemi dışında yaşlıların servetinin düşük olduğu bir dönem görülmemiştir. Bu yüzden de küresel ekonomik büyüme yıllarının savaşın yaratmış olduğu durumdan gelişme çıkardığı izlendi. Kişinin elde ettiği servet ister miras yoluyla ister çalışarak elde edilmiş olsun belli bir eşiğin üzerine çıktığında kendi kendine çoğalmaya ve birikmeye başlar. Bu yüzdendir ki negatif faize geçildi AB ülkelerinde ve yine bu yüzdendir ki ekonomileri büyüyemiyor ve eski dönemlerdeki gibi gelişemiyor. Çünkü bu birikimleri aynı zamanda miras yoluyla sonraki nesillere aktarmaya devam ediyorlar. Yaş ortalamasının yüksek olması işleri hiç kolaylaştırmıyor. COVID konusunda gereken önlemleri geç almalarını buradan bakarak da politika yapıcıların ne kadar duygusal davrandıklarını anlayabiliyoruz.

Sonuç olarak küresel krize sebep olan gelir adaletsizliği ve eşitsizliklerdir. Karlar düştükçe daha fazla milli gelirin payına meyleden sermaye sahipleri işin sonunda komple milli geliri yutacaklarını biliyorlar. Şu anda yaşanan duruma kapital sistemin evrimi olarak da bakılabilir. Onlar karlarından feragat edecek, covid onlar için yaşlıları yok edecek, bu arada sosyal adaleti bir nebze oluşturmaları lazım ki sistem yürüyebilsin bu yüzden temel vatandaşlık maaşı ve zenginlik vergileri gibi önlemler ile karşılaşacağız. Burada bir çatallanma oluşacağı ve yeni sistemler çıkabileceği ihtimalini oldukça fazla görüyorum.Sonuçlarını beraber göreceğiz ki eskisinden daha kaotik bir döneme(iyi veya kötü demiyorum tek bir sistem veya sistemler mi olacak bunların sosyal yapısı nasıl olacak bilmiyoruz) girdiğimizi düşünüyorum. 

19 Mart 2020 Perşembe

Pac-Man Krizi

Pac-Man'de oynayanlar bilir, bir labirent içerisinde hareket ederek sarı diskleri bitirmeye çalışan oyuncu hayalet ve canavarlardan kaçarak tüm küçük diskleri toplar ve tüm diskleri topladığında diğer aşamaya geçer. Labirent üzerinde beliren meyveleri toplamak oyuncuya fazladan puan kazandırır. Büyük sarı diskleri aldığında, canavar ve hayaletler maviye dönüşür ve bir süreliğine yenilebilir duruma gelirler. Aşağıdaki durumda buna benzer bir durum içeriyor. Canavar ve hayaletlerimiz maviye dönüştü yani pac man tarafından yenilebilir bir durumdalar. 

Yapısal büyümenin olmadığı ve büyüme oranının tam sıfır olduğu bir durumda Marx'ın tarif ettiğine çok yakın bir mantıksal çelişki ortaya çıkar. Marx bunu ''kar oranındaki düşme eğilimi'' olarak açıklarken bunu matematiksel olarak açıklamakta zorlansa da çünkü bulunduğu dönemde verilerin eksikliği çağın kendine tarihsel bir mesafeden bakmanın zorluğu gibi durumlar olduğu için şimdiki kadar açık değildi. Net tasarruf oranı artıya geçtiği, yani zengin sermaye sahiplerinin güç ve saltanat arzusuyla veya yalnızca yaşam standartları halihazırda yeterince yüksek olduğundan her yıl daha fazla sermaye biriktirmeye başlar.(Zengin şımarıklığı ya da hastalık derecesinde para biriktirme sevdası da diyebiliriz.) Daha genel bir ifade ile  büyüme oranı düşükse ve sıfıra yakınsa, uzun vadedeki sermaye gelir oranı da sonsuz olmaya meyleder. Sermaye gelir oranı da sonsuz oranda yüksek ise sermayenin getirisi de giderek azalmak ve sonsuza dek düşmek zorundadır. Aksi biçimde bu süreç sermayenin payının milli gelirin tamamını yutmasıyla sonuçlanır. 

Bu işin tek mantıksal çözümü, sürekli yeni sermaye birimlerinin toplama ilave edilmesini dengelemek için nüfustaki artış ve verimlilikte artış oluşması gerekliliğidir. Şimdi yaşadığımız krize bakar isek çözüm olarak para basılmasının hiç bir biçimde çare olmayacağı açık duruyor. Verimlilik artışı içinse yeşil enerji ve karbon emisyonu hikâyeleri ile tıkanıklık yaşıyoruz yeni teknolojileri bırakın üretmeyi insanlar hayatın hızından dolayı düşünecek halde değiller, birde küreselde yaşanan sıkıntıları (Süveyş ve Panama kanalı ileride izleyin ) ekler isek üretim tamamiyle tıkanacak, arz ve talep sıkıntıları o kadar artacak ki... Nüfus tarafında ise %2-3 oranında yavaşlatmaya gidildiğini globalizm etkisiyle görüyoruz ve nüfus artışına da engel olduğunu eklemek gerekli.

Bütün bu paniği anlamak için aslında bu kadar göz önünde duran bir durumu anlatmak gerektiğini düşündüğüm için bu yazıyı kaleme alma gereği hissettim. Yıllarca emeğin, milli gelirden giderek küçülen bir pay almaya zorladıkları için bu günlerde kamulaştırmaya gerek duyacaklar ve duymaya da başladılar. Örneğin ABD'de helikopter yardımları veya ab ülkelerinde sosyal yardımları hayrına insanlara vermiyorlar ya da faturalar erteleniyor,kiralar donduruluyor, üniversite borçları yok sayılıyor,işsizlik maaşları bağlanıyor vs. bu durumun insani tarafı ayrı bir boyut ancak ekonomik tarafından bakınca bu da kapitalizmin iç dinamiklerini yok etmek anlamı taşıyor. Genel olarak bu çözümler kısa vadede hareket yaratsa da uzun vadede nüfus ve verimlilik arttırıcı çözümler olmadıkları gibi aynı zamanda çözüme de çare değiller. Para basarak bu işin çözümleneceğini sanıyorlarsa sermayenin payının milli gelirin tamamını yutması kavramını yaşayarak deneyimleyeceğiz. 

Bir çok faktörün aynı anda bir araya gelerek yarattığı bu kırılma dalgalanma şeklinde her 20_30 yılda bir başlaması aynı zamanda globalizmin yarattığı tahribatın da bir sonucu olması ile yüksek entropi barındıran kaotik bir durum örneği olarak karşımızda. Entropiyi düşürmek için yaşanmış süreçler ile kavga eden değil onunla uyum içinde yaşayan bir düzene geçilmelidir. 




17 Şubat 2020 Pazartesi

Dolar 1 TL Olur Mu? Peki Mazot 1 TL Olur Mu?

Başlığı çarpıcı atmamın sebebi yazdığım yazıların diğer türlü okunmamasından dolayıdır. Hali hazırda yurt içi döviz mevduat oranının rekorlarda koşması yüzünden ekonominin herkesi ilgilendirdiği bir durum oluşturması sebebi ile araştırmasını yaptığım yeşil enerji konusundaki çözüm yolunu ,aldığım eğitimin hakkını vermek ülkemizin kalkınmasına ön ayak olabilecek çalışmaları başlatmak için kaleme aldım.

Aldığım akademik eğitimlerin bir ayağının inşaat sektöründe diğer alanının da finans ve iktisat ayağında olması farklı bir bakış açısı ile olaylara yaklaşma kabiliyeti kazandırdı. Bu bağlamda başlık kısmına da atıfta bulunursam Dolar 1 TL, enerji maliyeti de 1 TL, istenirse pek de güzel olur.

İnşaata dayalı ekonomimizin yavaş yavaş inşaat sektöründe oluşan küçülme ile dolaylı olarak inşaat sektörü ile alakalı diğer sektörleri de küçültmesi yüzünden son günlerde yaşanan ekonomi temelli kötü sosyal tabloların oluştuğunu görmekteyiz. Yıllarca yüklendiğimiz sektörün inşaat sektörü olması bir anlamda kişilere rant sağlayan hazır getiri sunan projeler ile oluştu. Haliyle dev inşaat firmaları mega projelere imza attılar. Ancak gözden kaçırdığımız bir durum bu inşaat firmalarının tecrübesinin yadsınamayacak kadar fazla olduğudur. Bu firmaların yönetim biçimleri veya siyasi çıkarlarından ziyade iş tecrübesi olarak onlara bakar isek dünyada bu işi en iyi yapan firmalara sahibiz.

Şimdi işin asıl olarak bahsetmek istediğim çözüm aşamasına gelirsek bu firmaları kurtarmak için vergi indirimlerine vs gerek olmadan veya faydasız mega projelere imza atmadan da bu tecrübeye vakıf inşaat ayağı ile istihdamı şimdiki seviyesinin çok çok üstünde yaratabilir hatta enerji maliyetlerini de sıfıra indirebiliriz. Nasıl mı?

1-Yenilenebilir  enerjiye geçeceğiz,
2-Her bölgedeki bina stoklarını yenilenebilir enerji toplayacak mikro enerji santrallerine dönüştüreceğiz,
3-Kesintili enerjileri depolamak için her binada ve altyapı genelinde depolama teknolojilerini uygulayacağız,
4-Her bölgedeki enerji şebekesini aynı internet gibi işleyerek enerjiyi paylaşan bir şebeke ağına döndürmek için internet teknolojisini kullanacağız,
5- Ulaşım araçlarını,iş makinelerini akıllı ,bölgesel,etkileşimli bir enerji ağı üzerinden elektrik alıp satabilen yakıt hücreli araçlarla değiştireceğiz.

Eski enerji sanayileri,en başta devletlerin enerji politikalarını şekillendirirken onlara etki edebilen zenginlerimiz yüzünden güçlerini halen koruyor. Devlet ödenekleri ve başka adam kayırma biçimleri yenilenebilir enerji konusunda yatırım yapanlar karşısında bu zengin arkadaşların haksız bir avantaj sağlamasına sebep oluyor yıllardır. Yenilenebilir enerji tiplerini kötüleyerek veya bunun yetersiz olacağını dile getirip duruyorlar. Ancak bu iddiaların hiç biri bir araştırmaya dayanmıyor. Şu gün hayatımızda ki teknoloji yukarıda saydığım 5 maddeyi de gerçekleştirilebilir kılıyor. Ülkemizdeki binaların çatıları %40 oranında bina yüzeyleri ise %15 oranında fotovoltaik uygulamalara elverişli. Ayrıca rüzgar enerjisi üretmek için kullanılacak türbünlerin kendini amorti etme süresi de 10 yıla kadar düşmüş durumda. Ayrıca bahsettiğim binaların her biri bulunduğu yerdeki çatıdaki güneş,dış duvarlara vuran rüzgar,evlerden çıkan atık sular,binaların altındaki jeotermal ısı(ülkemizdeki depremi avantaja çevirmek için uygulanabilir bir diğer model) gibi yenilenebilir enerjileri depolayabilecek potansiyel mini enerji santralleridir.

İşin istihdam kısmında 26 milyon haneye uygulanabilecek bu modelin yaratacağı ek istihdamın 250 bin kişi olabileceğini size söyleyebilirim. Aynısını İngiltere'de uyguladılar. Business Week dergisinde rakamlar mevcut. Bu projeler şu anda AB ülkelerinde,İngiltere'de ve Kuzey Avrupa ülkelerinde uygulanıyor.

Yeter ki bununla ilgili mevzuatlar hazırlansın, işin finans ayağı buna yenilenebilir binalara özel mortgage kredileri ile destek versin. Elektrikli araba projesini yapacaksak bunu neden kendi evimizdeki imkanlar ile şarj etmeyelim. Saydığım 5 madde birbirinden ayrılmaz bir bütünlükte hayata geçirilirse yaşadığımız coğrafyanın dezavantajlarından değil de doğal avantajlarından yararlanmayı düşünürsek ekonomideki kalkınmayı ek istihdam yaratarak ve gerekli tecrübeyi birbirimizle savaşmadan ya da iflas ettirmeden paylaşarak ,akılcı bir şekilde teknolojileri kullanarak yaratabiliriz.

Sonuç olarak Kanal İstanbul Projesi gibi mega projelere değil bütünleşik yapıdaki birbiri ile entegre mikro projelere ihtiyacımız var. Bu proje hayata geçerse dövizin geldiği düşük seviyeleri beraber izleriz ve her iddaasına da girerim ki fosil yakıtların kullanılmadığı şehirlerde ki hava kalitesi bile sizi tatmin edecektir. Dünya'da bu işin yaratacağı etkide ise yenilenebilir enerji ile doğa sevgisi aşılayan bir ülke imajı tüm bakış açılarını tersine çevirir ki küresel ısınmaya önlem alan Türkiye imajı çok güçlü bir imajdır. Yabancı yatırımcıların tüm ilgisini bir anda ülkemize çekebilecek cazibeyi kendimiz yaratabiliriz yeter ki isteyelim.

Not: Kaynaklar kısmında yararlandığım makaleleri görmek isteyen siyasiler olursa iletişim adreslerim zaten mevcuttur. 


11 Şubat 2020 Salı

Pangaea'ya Dönüş

200 milyon yıl önce mezozoik çağda kıtalar tek bir büyük karada birleşti. 1960'larda jeologlar dünya tarihinin erken dönemlerinde tek bir kara olduğunu ve zamanla coğrafi bir süreç sonucu birbirinden ayrıldığından şüphelenip bu çalışmayı gerçekleştirmişti. İşte bu kıtaya PANGAEA denildi.

Yerel bölgeler ve ulusal hükümetler önümüzdeki yüzyılda ortadan kalkmayacaksa da hatta güçlenecekler kıtasal birlikler bütünleşmiş kıtasal pazarlar için kapsayıcı bir siyasi yasama oluşturacak.

Endüstri 4.0 ve endüstri 5.0 süreçlerinden geçtiğimiz bu dönemi yorumlarken geçmiş dönemlerin ortak hafızasından yola çıkara geleceği yorumlamak gerekiyor.
1.endüstri devrimi buharlı makinelerin bulunması ile başlamıştı,
2. endüstri devrimi seri üretime geçiş ve elektriğin üretimde kullanılması ile oluştu,
3. endüstri devrimi elektronik ve dijital teknolojilerin seri üretim süreçlerine katılması ile başladı,
4. endüstri devrimi bulut sisteminin oluşu yani internet of things ile fabrikalarda üretimde kullanılan makinelerin birbiri ile iletişimi ile oluştu ve sonucunda oluşan big data dediğimiz verinin kullanım süreci ile tüm sınırları birleştiren konvansiyonel bir ağ sistemi ile başladı.
5. endüstri devrimi yani endüstri 5.0 ise insansız üretimin yani yaratıcılıktan uzak olan yapay zekanın üretimde verimsiz olacağı bu yüzden işbirlikçi yani collaborative robotlar kullanımı ile insan beyninin ve robotların gücünün beraber kullanılması kavramından yola çıkarak başladı.

Endüstri 4.0 sürecinde bulut sistemi vasıtasıyla iletişim araçları ve nesneler birbiri ile iletişime geçebilir hale gelmiş iken ,endüstri 5.0 sürecinde insanın bulut sistemine dahil olacağı toplum odaklı teknolojilerin üretim süreçlerine katılacağı yeni bir düzenden bahsediyoruz. Pangaea'ya benzetilmesi de işte tam bu yüzdendir. Artık evler sadece bir yaşam mahallinden ziyade aynı zamanda enerji üreten yapılar olacak bu enerjiler depolanabilir enerji kaynakları ile tüm üretim sistemlerinde birleşecek ve enerji tarafında yenilenebilir enerji kaynakları ile tüm dünya eko sistemi birbiri ile entegre bir duruma gelecek. Marjinal maliyetin sıfıra yaklaşması ile bedava olacak üretim yapıları aynı zamanda kapital sisteminde şekil değiştirmesine sebep olacak. Şu anda bile 3d yazıcılar dünyanın gelişmiş olarak adlandırdığımız ülkelerde evlerde kullanılıyor. Bunların gelişimi ile ham madde ihtiyacı da yine geri dönüşebilir yapılardan bu sistemde elde edileceği için de ortaya çıkan üründeki artık değer yok oluyor. Bu kapitalizm ve sosyalizm arasındaki bir sentez durumu aslında. Dünyanın her yeri butik yapılardan oluşan ve büyük ağa bağlı ve entegre olmuş bir üretim yapısından bahsediyoruz burada.

İklim değişikliği gibi sorunlarında çözümü halihazırda endüstri 5.0 içinde yer alıyor. Bugün bu teknolojiyi AB ülkelerinde, Baltık ülkelerinde,Britanya'da ve Çin'de görmekteyiz. Daha henüz emekleme aşamasında olduğu için bu teknolojiler bir şey anlamıyoruz ancak bu bulut sistemine dahil olmayan ülkeler ile dahil olan ülkeler arasında oluşacak uçurumu şimdiden hayal etmekte gerekiyor. Z kuşağının içinde bulunduğu sahip olmaktan ziyade erişime aç olmaları bu sisteme entegre olması kolay olan bu yeni nesilin zaten bu bulut sistemini istemsiz olarak da algıladığını unutmamak gerekiyor.(Çocuğunuzun elinden akıllı cep telefonunu 1 hafta alın ve izleyin olacakları!) Bu yapılara yatırım yapmayan sanayi şirketleri ileride bunun sıkıntılarını iflas ederek ya da küçülmek zorunda kalarak ne yazık ki çekecekler. Şu anda en değerli firmalara baktığımızda hep bulut sistemi içerisinde yer alan firmalar olduğunu görüyoruz. Büyük devasa fabrikalar ve binlerce çalışan fabrika işçisinden ziyade yapay zeka ile çalışan makineler ve robotlar ile çalıştıklarını ve zekalarını bu yapı ile birleştiren yapılar kurduklarını görüyoruz. Google,Amazon,Facebook vs gibi firmalardan bahsediyoruz. Hepsinin big datadan faydalanan bireylerin kişisel özgür alanlarındaki tercihlerine göre o kişinin tercihlerini depolayıp ona göre seçimler sunabilen yapılar olduğunu görüyoruz.

Türkiye'de oligopol ve monopol yapılar olduğu için bu süreçlere ne yazık ki giremedik ve dünya bu alanlarda koşturur iken onlardan oldukça geri kaldık. Endüstri 2.0 ve endüstri 3.0 arasında sıkışan bir yapıdayız o yüzden de!!
Yarın öbür gün bu evlerdeki butik yapıların büyük fabrikaların yerini tutacağını hiç ihtimal dahiline bile almıyoruz. Şu anda bile youtube üzerinde ürün tanıtımı yapan kişilerin ya da evinde ürettiği ürünü tanıtan kişilerin ne kadar ilgi çektiğini görüyoruz. Z kuşağı bu sistemin içinde ve entegre olmuş durumda bu bulut sisteminin içinde yer alıyorlar. Evinde oturup başka bir kıtadan arkadaşlar edinebiliyorlar. Bilgi uzantılarının hepsine erişebiliyorlar. Erişebilecekleri her şeyi sorguluyor ve araştırıyorlar. Eğitim sistemimizin de buna entegre olmaması aynı zamanda bize işsizlik rakamları olarak da geri dönmekte. Tipik newtoncu mantıkta olan eğitim sisteminde yer alan öğrencilerden  termodinamik yasalarını baz alan kuantum yasaları ile çalışan kaotik ve kompleks sistemleri anlamasını beklemek de çok yanlış. Ezbere değil yoruma dayalı eğitime geçilmez ise atıl insan sayısını arttırmaktan başka bir işe yaramayacak bu okullarımız. İşin sanayi tarafında da az önce bahsettiğim butik çalışma alanları oluşmadığı içinde oluşturdukları sistemleri bu dönüşüme tabi tutmaları imkansız hale gelecek.

Yine işin ekonomik tarafından dijital para tarafına baktığımızda da akıllı cep telefonları artık bilgisayar gibi olduğu için ödemelerin nakit yerine kripto paralar ile yapılması sürecine geçişin kaçınılmaz olduğunu da anlamak gerekiyor. Blockchain modelleri ile akıllı kontratlar geliştirilecek iş dünyasının ve kapital sistemin haliyle tüm yapısının değiştiği bir döneme giriyoruz. Tekrar sıralarsak enerjinin güneş ve rüzgar gibi doğal kaynaklardan elde edildiği depolanır kılındığı , ham maddenin geri dönüşebilir şekilde ayrıştırıldığı ve  kolay erişebilir olduğu ve 3d yazıcılar ile ürüne çevrildiği ve bunun artık değer yaratmadan deflasyonist bir para sistemi vasıtası ile tüm toplumun erişimine sunulduğu sürekli tekrarladığım sahip olmaktan ziyade erişebilir kılınan bir sistem.

Tabi ki yeni dönemin zorlukları yok dersek de yalan söylemiş oluruz.Nitekim yemek ve su konusunda ki ihtiyaç devam edecek. Ancak kaynakların çevre ve doğa  ile uyumlu kullanımı bu konuda son dönemde yaşanan iklim değişikliği gibi sıkıntıların üzerinden geleceği için kendi kendine çözülebileceğini düşünen taraftayım. 

Sonuç olarak bu gidişatı göremeyen insanların yaşadığı ülkelerin ne sanayi tarafında ne siyaset tarafında ne de toplum sağlığı gibi alanlarda başarıya ulaşamayacağını söyleyebilirim. Ve toplum sağlığını doğrudan etkileyen bu değişimi oluşturmayan ülkelerin tüm gelişmiş dünyadan dışlanacağını da unutmamak gerekir. Artık bulut sisteminde değilseniz dünyada bile değilsiniz! Çünkü Pangaea'da başka kıta yok!

22 Ocak 2020 Çarşamba

Futbol kulüpleri için para kazanmanın yolları

Öncelikle son günlerde futbol dünyasındaki tartışmalar finansal fair-play ile gelen bütçe kısıtlamaları,limitler ve transfer yasakları hatta puan silme cezalarına kadar giden süreçleri konuşuyoruz. Milyar $ borçlara sahip büyük kulüplerimiz dışında Anadolu kulüplerinin de bu işleri profesyonelliğe yıllardır dökmediğini veya dökemediğini gördük. Öz eleştiriyi yapanları da ne yazık ki pek kaale almadık. Şimdilik olan oldu bundan sonra ne yapmalıyız nasıl çözümler getirmeliyiz bunu tartışalım istiyorum.

Öncelikle işin profesyonelleri tarafından nasıl yönetilebileceğine bakarsak profesyonel yöneticiler genel seviyede ülke ekonomisi ve küresel ekonomi konusunda genel seviyenin biraz üstünde bir bilgi birikimine sahip olmalı. Çalıştığı bölgenin sport property haritasını çıkarabilmeli,diğer sport property modellerini bilmeli tanımalı doğrularını ve ekonomik başarısızlıklarını anlamalı.Sport property tarafından pazarlanan ürünleri tanımlamalılar, rakiplerin ürünlerini ve gelir modellerini analiz edebilmeliler. Her gelir grubunun büyüme potansiyelini projelere dökerek kendi yapılarını konumlandırmalılar. Sponsorlar ,kulüp efsaneleri,gazeteciler ile sürekli açık iletişim halinde olarak yeni fikirler yaratmaya özen gösterebilmeliler. Anahtar markaları tanımlayıp bunların korunması için strateji geliştirip yeni markalar üzerine de kafa yormalılar. Sportif maçlar olsun,iş vizyonu olsun hedefleri ,finansman planını marketing ve ticaret planlarını bütçelerinin yer aldığı proje listeleri bütününü hazırlamalılar. Spor direktörü konusunda her kulüpte bir profesyonel ile sezondan sezona sportif bir konumlandırma yapılmalı ki sonuçta bu bir skor oyunu ve kazandığın kadar başarılısın.Ancak bunu da tarihe kusur etmeden doğru bir şekilde konumlandırma yapılması ile oluşturmalılar. Bunun için de sosyal ağlar olsun profesyonel ajanslar ile anketler üzerine çalışmalar yaparak veri deposu oluşturmalılar.

Sosyal mecralarda takipçi sayısını maksimize etmek günümüzde insanlara en yakın şekilde konumlanmak anlamına geldiğini başkanların idrak etmesini sağlamalıyız. İzleyici kitlesi nasıl arttırılmalı derseniz de ; içeriklerin ayrıcalığı olmalı yani haberler ve fotoğraflar ilk kez sizden duyurulmalı basılmamış fotoğrafları yayınlayın.Yayınların sürekli olması çok önemli boşluk olmadan kötü haberleri de yayınlayarak doğru biçimde yapılması gerekir. Bu alanı mümkünse tek bir kişiye bırakın. Onun tarzı kulüp yapısı ile uyumlu olduğu sürece yakınlık daha da artacaktır. Resmi yayın organlarının taklitlerden kolayca ayrılabilmesi için özenli sayfalar hazırlayın.  Takipçiler ile görüşülmesine özen gösterin ancak işi zora koşan maç bileti,imzalı forma isteyen takipçileri de görmezden gelin.Bu illaki olacaktır.
Belirli bir süre içinde hedef kitleye ve bulunduğu coğrafyaya yönelik sayısal olarak takipçi kazanma hedefi belirlenmeli. Bunun sürekli takip edilip ve tarihi bir gelişme trendi oluşturup ne kadar başarılı ya da başarısız olunduğu ve alınacak önlemlere bakılmalı.Rakiplerin taraftar sayılarındaki artış veya diğer alanlardaki bilgileri de ayrıca takip edilerek örnek olarak youtube ve twitter sayfalarındaki takipçi sayıları vs gibi bilgilerden faydalanılmalı. Takipçi sayılarında belirli aşamalara ulaşınca bunları tebrik et ve kutla gerekirse ufak ödüller ver.Bunun ticari tarafta yansımalarını yani ürün tarafındaki satışlarla koordinasyonunu inceleyen ayrıca bir data seti oluşturulmalı.

Önemli şeylerden biri de satışlar konusu. Genel olarak bunları etkinlik gelirleri ,stad gelirleri,ürün gelirleri,deneyim gelirleri ve marketing olarak belirlenmesi gerekiyor. Sonrasında stadta pazarlanacak ürünlerin kararına geçilebilir. Hangi işletmelerin sizlerle birlikte olması gerektiğini marka değerinize katkısını belirleyerek seçmeliler. Stada gelen seyircilerin feedbacklarini almak için iletişim kanalları kurulabilir. En önemli gelirler sonuçta ürün ve stad gelirleri. Burada kombine sahiplerinin maça gelip gelmediğini sorgulayabilecek bir yine data seti elde olmalı.Bilet fiyatlarını ve kombine fiyatları belirlerken tarihi verilerin elde olması elzemdir. Önceki yıllarda yapılan bir hazırlık maçı veya alt liglerden bir takımla yapılan bir kupa maçının çok ilgi çekmediğini bu verilerle kıyasla ki boş stat bulundurma. Çünkü satılamayacak maçlar vardır bunu unutmamak gerekir böyle maçlarda eğer naklen tv yayını varsa görünen taraflara stad boş görünmesin diye reklam panoları veya afişleri almaya özen göstermek gerekir. Hem stadı boş göstermez hem de reklam gelirlerini yükseltir. Çok ilgi çeken maç içinde önceki yıllardaki datalara bakıp bilet fiyatı belirlenmeli ki çok yüksek fiyat çekersen yine aynı şekilde hem gelirden olmuş hem de boş stada maç oynamış olmamak gerekir. Verileri tutmadan bu tarz durumların analiz edilmesi ne yazık ki imkansız.

Sponsor paketlerini pazarlayabilmek için oyuncu haklarına sahip olmak gerekiyor bu yüzden de sözleşmeleri buna göre yapmak gerekir. Basın toplantılarında en göze çarpan yanlışlardan biri de reklam konumlandırmaları. Çok kötü örneklerle karşı karşıya olduğumuzu söylemek mümkün. Kameraların mutlaka pazarlama ve reklam yöneticisi tarafından kontrol edilmesi sağlanmalı ayrıca fontların büyüklüğü ve küçüklüğü nizami şekilde konumlandırılmalı. Foto muhabirleri ve tv kameramanlarına bu konularda önceden bilgi ver ki istediğin kamera açılarını bu konularda kaybetme. Eğer dinlemezlerse sınırlandırma getir ki sponsor gelirleri en önemli kalemlerden.

Sportif kötü senaryolarda eksik olan stratejik aktifleri düşük fiyata tekrar faydalanmak için revize edilmeli. Sportif başarılara bağlı olmayan kazançları zorlamalı ve çok küçük miktarda olsa bile bir firmanın parasını yakalamaya çalışılmalı. Tabi konumlandırmayı unutmadan bunları yapmak gerekir.
Medyatik oyuncularını halk karşısında yapacağı zor konuşmalar için özel olarak eğit ki bu da sponsorluklara gelen katkıyı arttırsın. Televizyon gelirleri konusunda tekel bir anlayış olmasından ötürü diğer kulüpler ile birlik içinde hareket ederek faydayı maksimize etmeye çalışılmalı.

Ekonomik olanalar müsaade ediyorsa tüm sözleşmelerden sorumlu olacak bir avukat tutulmalı. Her tip sözleşme modeli geliştirilmeli ve sadece müzakere edilen şartları girmen yeterli olsun ki işler hızlı bir şekilde yürüsün. Tüm sözleşmelerin aslının yer aldığı arşiv yaratıp bunu güncel olarak düzenli bir şekilde muhafaza et ki gerektiğinde açıp kontrol edilebilsin.

Sonuç olarak sport marketing işi hafife alınacak bir iş değildir. Endüstriyel futbolda amatör bakış açılarına artık yer olmadığını tüm yöneticilerin idrak etmesi gerekiyor.Bunun içinde  proaktif ,bilgi sahibi ve gerekli belgelere sahip, pratik, yaratıcı, gözlemci, cömert, network sahibi, erişilebilir, titiz çalışan ve en önemlisi de futbol fanatiği olan profesyoneller ile çalışılmalı. Bunu yapmayan kulüpler ne yazık ki iflas etmeye yakın olacaklarını unutmamalı...

NOT: Aşağıdaki linkte diğer futbol dünyası sorunlarına  ait bilgiler de ayrıntılı olarak yer almaktadır;
https://mehmetcagdas.blogspot.com/2019/12/futbol-takmlarmz-neden-avrupa.html

26 Aralık 2019 Perşembe

Elektriksiz Üretim; Bir Yeni İnovasyon Mu?

Son dönemde inovasyon ile  ilgili çeşitli çalışmalar yapılıyor bu sayede elektriksiz imalat sanayi çok yol aldı. Haliyle günden güne düşen bir elektrik üretimi ve tüketimi görmekteyiz. Yenilenebilir enerjilerden ziyade enerjisiz üretim literatüre yeni giren bir kavram. Yoktan var olan , potansiyel enerji ve kinetik enerji çevirimini yıkan yeni bir bilişim teknolojisi örneği... Şimdiye kadar yazdığım kısmı ben demiyorum ,elektrik üretimi verilerini aylık bültenlerden kaldıranlara aslında sormalı böyle bir şey mümkün müdür? diye .Çünkü bir kıyaslama yapmak adına elimizde doğru datalar olmadığı için bu tarz bilimden uzak yorumlara da mahal veriyorlar!

İşin latifesi tabi ki enerjisiz üretim gibi bir şey mümkün değil. Ancak elimizdeki verilere göre en azından ulaşabildiğimiz verilere göre az sonra anlatacağım durumlar tam da bizi bu trajikomik eksende yorum yapmaya zorluyor.

2018-2019 elektrik üretim ve tüketim verileri tablosuna baktığımda gördüğüm ilk durum geçen yıla göre bu yılı kıyaslar isek elektrik tüketiminde -%1,5'lik bir daralma görülüyor.(https://www.haberturk.com/elektrik-tuketimi-dusmeye-devam-ediyor-2545555-ekonomi) Aşağıdaki tabloda görüldüğü üzere sanayimizin 1. en büyük ihtiyacı olan elektrik üretimi ve ayrıca tüketiminde daralma görülüyor. (Verilerde ağustos sonrası için genel aramalarım ile bulduğum veriler yer almaktadır. Normalde dışa ihraç edilenler veya ithal edilenlerin arasındaki fark kadarı hesaptan mahsup edilir.)Ancak Enerji İşleri Genel Müdürlüğü aylık bültenlerinde(https://www.eigm.gov.tr/tr-TR/Istatistik-Raporlari  ) 2019 ağustos sonrası verilerine yayınları yapmadıklarından dolayı bakamadığımız için Türkiye Elektrik İletim A.Ş. verilerinden faydalanarak ( https://www.teias.gov.tr/tr/elektrik-istatistikleri) afaki olarak sonraki değerleri tanımlamış olduk. Çünkü tüketim verileri kendilerinde yer almamakta ve ürettiği kadar tüketildi mantığından yola çıkılmaktadır.
2018-2019 Elektrik Üretimi ve Tüketimi Kıyas Tablosu

Elektrik üretimi ve tüketimi düşerken bir de sanayi üretim endekslerinde ne olduğuna bakıp sebep sonuç ilişkisi kurmaya çalışalım. Ama öncesinde bunun ne anlamada geldiğini ifade edelim.

Sanayi Üretim Endeksi ve Hesaplaması 

Sanayi üretim endeksi,sanayi sektörünün üretim faaliyetlerindeki artış ya da azalışın yıllar itibari ile karşılaştırmalı olarak izlenmesini sağlayan bir göstergedir. Sanayi üretim endeksi hesaplamasına;madencilik ve taş ocakçılığı,imalat,elektrik,gaz,buhar ve iklimlendirme üretimi ve dağıtım sektörleri katılmaktadır. Bu sektörlerin endeksi içindeki ağırlıkları farklıdır. En büyük ağırlık imalat sanayi sektöründedir. Bu endeks bize ekonominin en önemli sektörlerinden birisi olan sanayi sektörünün büyümesiyle ilgili bilgileri vermekte, geleceğe ilişkin tahminler yapmamıza olanak sağlamaktadır. (Kaynak: Ekonominin Temelleri- Dr. Mahfi Eğilmez)

Haliyle elektrik üretimindeki ve tüketimindeki oynaklıklar sanayi sektörüne direkt olarak yansımaktadır. Elektrikte oluşan daralma sanayi sektörünün geleceği ve bugünü hakkında
bize data seti sunduğu için dolaylı olarak sanayi firmalarının borsadaki hisse fiyatlarına da etkimektedir.

2019 Sanayi Üretimi verileri ve Elektrik Üretimi Farkı tablosu(Kaynak; https://tr.tradingeconomics.com/turkey/industrial-production-mom)

Genelde elektrik farkının negatif olduğu dönemlerde sanayi üretim verilerinde negatif seyir var iken pozitif olduğu dönemlerde ise s.ü.v'lerinde bir toparlanma görülmektedir. Ancak korelasyonun tam olarak ne boyutta olduğu verilerin daha açık ve şeffaf  olarak sunulması ile bulabileceğimiz durumlardır. Tablodaki korelasyonu yorumlamak ise siz değerli okuyucularımızın takdirine kalmıştır. Elektrik tüketimi daha önce de habertürk gazetesinde de belirtildiği gibi azalırken sanayi üretim verilerinde gözlemlenen artışı da yine siz değerli okuyucuların takdirine kalmıştır. (Not: Şubat ayında olduğumuz için sanayi verileri açıklandı ve son verileri güncel olarak girdik.)

Ek Not;İmalat sanayi kapasite kullanım oranı da bu arada bugün açıklanan verilere göre bir önceki aya göre düşmüş durumda. Aşağıda kapasite kullanım oranı grafiği de bulunmaktadır. (Kaynak: https://www.dunya.com/ekonomi/sanayide-kapasite-kullanim-orani-geriledi-haberi-459387)




23 Aralık 2019 Pazartesi

Futbol Takımlarımız Neden Avrupa Takımlarından Fark Yiyor?

Hayata bakış açım mühendislik eğitiminin vermiş olduğu diyalektik mantık( sebep-sonuç) ilişkilerinden dolayı her zaman matematik ve fizik bilimlerinin doğrultusunda düşünmeme sebep oldu, sonrasında almış olduğum finans eğitimi ve veri yani data analizi ile ekonomik kırılımların yarattığı etkilere kafa yorarken de bu bağlamda bütünleşik bir düş dünyası oluşturdum. Hobi olarak da futbolla ilgilendiğim için bu yazıyı yazma gereği duydum ki ülke futboluna bir katkımız olabilsin istedim. Şimdiden iyi okumalar...

Günümüzde iktisatçılar insanlığın zaaflarını hesaba katan bütünleşik teoriler doğrultusunda çok özel yaklaşımlarda bulunuyorlar. Bu teorilerden bence en önemlilerinden biri Michael Kramer'in ''The O-Ring Theory of Economic Development''. Teoriye göre dünya ülkeleri gayri safi milli hasılalarına göre 3 kümeye ayrılıyor.ABD,İngiltere ve batı Avrupa,Güney Kore,Avustralya en üst kümede yer alırken, Küme düşen Rusya,bir üst kümeye çıkan Çin,Hindistan ve Brezilya ve diğerleri ikinci kümede;Honduras,Endonezya ve Afrika'nın büyük kısmı, orta Amerika ve güneydoğu Asya ise yoksul olan 3. küme ülkeleri oluyorlar.

The O-Ring Theory
Peki bunun futbolla ne alakası var ? Bir lig sistemi olarak düşünürseniz ve kafanızda canlandırabilirseniz bu yapıyı şöyle bir durum ortaya çıkıyor. Üst kümelere çıktıkça maaşlar ve üretkenlik artıyor,farklı meslek grupları arasında da pozitif bir korelasyon kuruluyor haliyle zengin ülkeler gelişmiş ürünler konusundaki ustalaşırken daha büyük firmalara sahip oluyorlar ve verimlilik ücreti dediğimiz şeye daha fazla yatırım yapıyorlar. Şirketler benzer beceri ve niteliklere sahip olan çalışanları istihdam etmiş olduklarından bu yapıyı sürdürebilir kılıyorlar. Teoriye göre bir birey tarafından yapılan tek bir hata veya kusurlu hareket sonucunda bütünde ciddi şekilde zararlar oluşuyor. Yani bu hataların başlangıçta göz ardı edilebilir oranı giderek katlanabilir halde artıyor haliyle sonuçları da vahim oluyor. Bu durumu futbolu nasıl etkiliyor derseniz de takımdaki 10 oyuncu yüzde yüz verimle çalışırken birinin veriminin %30 olması tüm süreçteki verimliliğin %30 a (yüzdeler çarpılarak elde edilen oran toplanarak değil de katlanarak artan bir yapı)gelmesine sebep oluyor. Şirket olarak bakarsanız bu durumda şirket iflas ederken takımın küme düşmesi ihtimali muhtemel bir sonuç oluyor.

İngiltere 1. ligindeki futbolcu maaşları 2. ligin 2 katı iken Championship'teki futbolcu maaşları ise 1. ligin 3 katı ve Premier League'teki maaşlarda 1. ligdekinin 5. katı olarak ödeniyor. Haliyle korelasyon var demiştik diğer meslek grupları ile yani 2. ligteki bir kulüpte çalışan sayısı 25-30 iken Premier  League'teki bir kulüpte çalışan sayısı ise 350'leri buluyor. Bize uyarlarsak 3. ligteki bir kulüpte fizyoterapi 3-5 buz torbası ile bir kaç yara bandı ile yapılırken Liverpool'da bir spor bilimleri müdürü,bir fizik ve kondisyon müdürü,bir fizik tedavi müdürü bunların altında çalışan 3-4 fizyoterapist ve fitness koçları bulunmaktadır.

Yazılım ve teknoloji üreten zengin ülkeler nasıl kendi organizasyonlarına ve teknolojilerine sermaye yatırımı yapıp konumlarını taklit edilemez bir duruma sokuyorlarsa bu futbolda da farklı değil. Zengin kulüpler çok daha fazla beşeri sermaye kullanıyorlar ve sonuçlarını alıyorlar. Aşağıdaki tabloda en büyük 20 futbol takımının gelir sıralamaları bulunuyor;

Deloitte Top 20 Listesi

Zengin kulüpler bilgi teknolojilerine ,gelişmiş veri tabanlarına,antrenman,fizik kondisyon ve rehabilitasyon ekipmanlarına ve tesislerine milyonlar harcar iken bizim kulüplerimizin bu kulüplerle mücadele etmesi imkansız hale geliyor. En basitinden bir Premier League kulübünün kendine ait sürekli dolan bir stadı var, on adet gerçek boyutlarda çim sahalara sahipler,tam teçhizatlı ağırlık salonları,son teknoloji fizyoterapist odaları tedavi havuzları varken bunlar çok büyük dediğimiz kaç kulübümüzde mevcut? Kıyaslayamayız bile. Dünyanın her yerinde faaliyet gösteren 50 tane scout ve video analistine sahip olan bu kulüpler en parlak yetenekleri anında bulurken sizin böyle bir yapısı olmayan ya da 1-2 kişi ile bu işleri yürüten(Genellikle birisi hem rakipleri inceliyor hem scouting yapıyor hemde video analizleri yapıyor) Süper lig dediğimiz yapıda bulunan kulüplerle şampiyonlar ligi rüyalarını görmeyi geçtim yakında şampiyonlar ligine katılamama riskinin çokça olduğunu dürüstçe belirtmek gerekir. Ülke ekonomimiz gibi futbol kulüplerimizde borç batağı içindeler. Böyle sermaye yatırımlarına yakın zamanda para ayırmadıkları için zaten ileri dönemde bu yapıları kurmaları da imkansız hale gelecek.
Premier League Gelir ve Maaş Ortalamaları


Sonuç olarak Paris takımının gelip Galatasaray'a 5 atması, Liverpool takımın gelip Beşiktaş'a  8 atması veya Manchester City takımının gelip Fenerbahçe'ye yine fark atması normal sonuçlar olarak alışmamız gereken durumlar. Çünkü beşeri ve yapısal sermaye bu borç yapısıyla döndürülemez durumda ve adamların bu imkanları var iken aynı şekilde mücadele etmeyi düşünmek bile saçmalıktır. En iyi oyuncularla en iyi tesislerde en iyi imkanlarda en iyi koçlarla ve en iyi rekabet ortamında yarışan bu kulüpler ile önümüzdeki dönemde farkın ne kadar açıldığını daha da net anlayınca kulüplerin günlük transfer politikalarını, liyakatten yoksun yönetemeyicilerini ve güçsüz finansal yapılarını konuşmaya başlarız belki. Genç nüfus bu kadar fazla iken ve yetenekli iş gücüne sahip iken bu altyapı hamlesini başlatmak ve gelirleri arttırarak bu ülkelere gelir olarak yaklaşmak aynı zamanda futbolda olduğu gibi genel ekonomimizin ortak sorunudur.