Hakkımda

Fotoğrafım
ENAG(Enflasyon Araştırma Grubu) kurucu üyesi,Msc. Bankacılık ve Finans, Planlama Mühendisi,PMI® (Project Management Institute Member), Mühendisler için Python Programlama ve Uygulamalari kitabının yazarı. "Rusya’nın buzullarından, Güney Asya’nın tropikal iklimlerinden, Körfez ülkelerinin çöllerinden, Afrika’nın savanalarından geçmiş bir ‘Dünyalı’…"

22 Ocak 2020 Çarşamba

Futbol kulüpleri için para kazanmanın yolları

Öncelikle son günlerde futbol dünyasındaki tartışmalar finansal fair-play ile gelen bütçe kısıtlamaları,limitler ve transfer yasakları hatta puan silme cezalarına kadar giden süreçleri konuşuyoruz. Milyar $ borçlara sahip büyük kulüplerimiz dışında Anadolu kulüplerinin de bu işleri profesyonelliğe yıllardır dökmediğini veya dökemediğini gördük. Öz eleştiriyi yapanları da ne yazık ki pek kaale almadık. Şimdilik olan oldu bundan sonra ne yapmalıyız nasıl çözümler getirmeliyiz bunu tartışalım istiyorum.

Öncelikle işin profesyonelleri tarafından nasıl yönetilebileceğine bakarsak profesyonel yöneticiler genel seviyede ülke ekonomisi ve küresel ekonomi konusunda genel seviyenin biraz üstünde bir bilgi birikimine sahip olmalı. Çalıştığı bölgenin sport property haritasını çıkarabilmeli,diğer sport property modellerini bilmeli tanımalı doğrularını ve ekonomik başarısızlıklarını anlamalı.Sport property tarafından pazarlanan ürünleri tanımlamalılar, rakiplerin ürünlerini ve gelir modellerini analiz edebilmeliler. Her gelir grubunun büyüme potansiyelini projelere dökerek kendi yapılarını konumlandırmalılar. Sponsorlar ,kulüp efsaneleri,gazeteciler ile sürekli açık iletişim halinde olarak yeni fikirler yaratmaya özen gösterebilmeliler. Anahtar markaları tanımlayıp bunların korunması için strateji geliştirip yeni markalar üzerine de kafa yormalılar. Sportif maçlar olsun,iş vizyonu olsun hedefleri ,finansman planını marketing ve ticaret planlarını bütçelerinin yer aldığı proje listeleri bütününü hazırlamalılar. Spor direktörü konusunda her kulüpte bir profesyonel ile sezondan sezona sportif bir konumlandırma yapılmalı ki sonuçta bu bir skor oyunu ve kazandığın kadar başarılısın.Ancak bunu da tarihe kusur etmeden doğru bir şekilde konumlandırma yapılması ile oluşturmalılar. Bunun için de sosyal ağlar olsun profesyonel ajanslar ile anketler üzerine çalışmalar yaparak veri deposu oluşturmalılar.

Sosyal mecralarda takipçi sayısını maksimize etmek günümüzde insanlara en yakın şekilde konumlanmak anlamına geldiğini başkanların idrak etmesini sağlamalıyız. İzleyici kitlesi nasıl arttırılmalı derseniz de ; içeriklerin ayrıcalığı olmalı yani haberler ve fotoğraflar ilk kez sizden duyurulmalı basılmamış fotoğrafları yayınlayın.Yayınların sürekli olması çok önemli boşluk olmadan kötü haberleri de yayınlayarak doğru biçimde yapılması gerekir. Bu alanı mümkünse tek bir kişiye bırakın. Onun tarzı kulüp yapısı ile uyumlu olduğu sürece yakınlık daha da artacaktır. Resmi yayın organlarının taklitlerden kolayca ayrılabilmesi için özenli sayfalar hazırlayın.  Takipçiler ile görüşülmesine özen gösterin ancak işi zora koşan maç bileti,imzalı forma isteyen takipçileri de görmezden gelin.Bu illaki olacaktır.
Belirli bir süre içinde hedef kitleye ve bulunduğu coğrafyaya yönelik sayısal olarak takipçi kazanma hedefi belirlenmeli. Bunun sürekli takip edilip ve tarihi bir gelişme trendi oluşturup ne kadar başarılı ya da başarısız olunduğu ve alınacak önlemlere bakılmalı.Rakiplerin taraftar sayılarındaki artış veya diğer alanlardaki bilgileri de ayrıca takip edilerek örnek olarak youtube ve twitter sayfalarındaki takipçi sayıları vs gibi bilgilerden faydalanılmalı. Takipçi sayılarında belirli aşamalara ulaşınca bunları tebrik et ve kutla gerekirse ufak ödüller ver.Bunun ticari tarafta yansımalarını yani ürün tarafındaki satışlarla koordinasyonunu inceleyen ayrıca bir data seti oluşturulmalı.

Önemli şeylerden biri de satışlar konusu. Genel olarak bunları etkinlik gelirleri ,stad gelirleri,ürün gelirleri,deneyim gelirleri ve marketing olarak belirlenmesi gerekiyor. Sonrasında stadta pazarlanacak ürünlerin kararına geçilebilir. Hangi işletmelerin sizlerle birlikte olması gerektiğini marka değerinize katkısını belirleyerek seçmeliler. Stada gelen seyircilerin feedbacklarini almak için iletişim kanalları kurulabilir. En önemli gelirler sonuçta ürün ve stad gelirleri. Burada kombine sahiplerinin maça gelip gelmediğini sorgulayabilecek bir yine data seti elde olmalı.Bilet fiyatlarını ve kombine fiyatları belirlerken tarihi verilerin elde olması elzemdir. Önceki yıllarda yapılan bir hazırlık maçı veya alt liglerden bir takımla yapılan bir kupa maçının çok ilgi çekmediğini bu verilerle kıyasla ki boş stat bulundurma. Çünkü satılamayacak maçlar vardır bunu unutmamak gerekir böyle maçlarda eğer naklen tv yayını varsa görünen taraflara stad boş görünmesin diye reklam panoları veya afişleri almaya özen göstermek gerekir. Hem stadı boş göstermez hem de reklam gelirlerini yükseltir. Çok ilgi çeken maç içinde önceki yıllardaki datalara bakıp bilet fiyatı belirlenmeli ki çok yüksek fiyat çekersen yine aynı şekilde hem gelirden olmuş hem de boş stada maç oynamış olmamak gerekir. Verileri tutmadan bu tarz durumların analiz edilmesi ne yazık ki imkansız.

Sponsor paketlerini pazarlayabilmek için oyuncu haklarına sahip olmak gerekiyor bu yüzden de sözleşmeleri buna göre yapmak gerekir. Basın toplantılarında en göze çarpan yanlışlardan biri de reklam konumlandırmaları. Çok kötü örneklerle karşı karşıya olduğumuzu söylemek mümkün. Kameraların mutlaka pazarlama ve reklam yöneticisi tarafından kontrol edilmesi sağlanmalı ayrıca fontların büyüklüğü ve küçüklüğü nizami şekilde konumlandırılmalı. Foto muhabirleri ve tv kameramanlarına bu konularda önceden bilgi ver ki istediğin kamera açılarını bu konularda kaybetme. Eğer dinlemezlerse sınırlandırma getir ki sponsor gelirleri en önemli kalemlerden.

Sportif kötü senaryolarda eksik olan stratejik aktifleri düşük fiyata tekrar faydalanmak için revize edilmeli. Sportif başarılara bağlı olmayan kazançları zorlamalı ve çok küçük miktarda olsa bile bir firmanın parasını yakalamaya çalışılmalı. Tabi konumlandırmayı unutmadan bunları yapmak gerekir.
Medyatik oyuncularını halk karşısında yapacağı zor konuşmalar için özel olarak eğit ki bu da sponsorluklara gelen katkıyı arttırsın. Televizyon gelirleri konusunda tekel bir anlayış olmasından ötürü diğer kulüpler ile birlik içinde hareket ederek faydayı maksimize etmeye çalışılmalı.

Ekonomik olanalar müsaade ediyorsa tüm sözleşmelerden sorumlu olacak bir avukat tutulmalı. Her tip sözleşme modeli geliştirilmeli ve sadece müzakere edilen şartları girmen yeterli olsun ki işler hızlı bir şekilde yürüsün. Tüm sözleşmelerin aslının yer aldığı arşiv yaratıp bunu güncel olarak düzenli bir şekilde muhafaza et ki gerektiğinde açıp kontrol edilebilsin.

Sonuç olarak sport marketing işi hafife alınacak bir iş değildir. Endüstriyel futbolda amatör bakış açılarına artık yer olmadığını tüm yöneticilerin idrak etmesi gerekiyor.Bunun içinde  proaktif ,bilgi sahibi ve gerekli belgelere sahip, pratik, yaratıcı, gözlemci, cömert, network sahibi, erişilebilir, titiz çalışan ve en önemlisi de futbol fanatiği olan profesyoneller ile çalışılmalı. Bunu yapmayan kulüpler ne yazık ki iflas etmeye yakın olacaklarını unutmamalı...

NOT: Aşağıdaki linkte diğer futbol dünyası sorunlarına  ait bilgiler de ayrıntılı olarak yer almaktadır;
https://mehmetcagdas.blogspot.com/2019/12/futbol-takmlarmz-neden-avrupa.html

26 Aralık 2019 Perşembe

Elektriksiz Üretim; Bir Yeni İnovasyon Mu?

Son dönemde inovasyon ile  ilgili çeşitli çalışmalar yapılıyor bu sayede elektriksiz imalat sanayi çok yol aldı. Haliyle günden güne düşen bir elektrik üretimi ve tüketimi görmekteyiz. Yenilenebilir enerjilerden ziyade enerjisiz üretim literatüre yeni giren bir kavram. Yoktan var olan , potansiyel enerji ve kinetik enerji çevirimini yıkan yeni bir bilişim teknolojisi örneği... Şimdiye kadar yazdığım kısmı ben demiyorum ,elektrik üretimi verilerini aylık bültenlerden kaldıranlara aslında sormalı böyle bir şey mümkün müdür? diye .Çünkü bir kıyaslama yapmak adına elimizde doğru datalar olmadığı için bu tarz bilimden uzak yorumlara da mahal veriyorlar!

İşin latifesi tabi ki enerjisiz üretim gibi bir şey mümkün değil. Ancak elimizdeki verilere göre en azından ulaşabildiğimiz verilere göre az sonra anlatacağım durumlar tam da bizi bu trajikomik eksende yorum yapmaya zorluyor.

2018-2019 elektrik üretim ve tüketim verileri tablosuna baktığımda gördüğüm ilk durum geçen yıla göre bu yılı kıyaslar isek elektrik tüketiminde -%1,5'lik bir daralma görülüyor.(https://www.haberturk.com/elektrik-tuketimi-dusmeye-devam-ediyor-2545555-ekonomi) Aşağıdaki tabloda görüldüğü üzere sanayimizin 1. en büyük ihtiyacı olan elektrik üretimi ve ayrıca tüketiminde daralma görülüyor. (Verilerde ağustos sonrası için genel aramalarım ile bulduğum veriler yer almaktadır. Normalde dışa ihraç edilenler veya ithal edilenlerin arasındaki fark kadarı hesaptan mahsup edilir.)Ancak Enerji İşleri Genel Müdürlüğü aylık bültenlerinde(https://www.eigm.gov.tr/tr-TR/Istatistik-Raporlari  ) 2019 ağustos sonrası verilerine yayınları yapmadıklarından dolayı bakamadığımız için Türkiye Elektrik İletim A.Ş. verilerinden faydalanarak ( https://www.teias.gov.tr/tr/elektrik-istatistikleri) afaki olarak sonraki değerleri tanımlamış olduk. Çünkü tüketim verileri kendilerinde yer almamakta ve ürettiği kadar tüketildi mantığından yola çıkılmaktadır.
2018-2019 Elektrik Üretimi ve Tüketimi Kıyas Tablosu

Elektrik üretimi ve tüketimi düşerken bir de sanayi üretim endekslerinde ne olduğuna bakıp sebep sonuç ilişkisi kurmaya çalışalım. Ama öncesinde bunun ne anlamada geldiğini ifade edelim.

Sanayi Üretim Endeksi ve Hesaplaması 

Sanayi üretim endeksi,sanayi sektörünün üretim faaliyetlerindeki artış ya da azalışın yıllar itibari ile karşılaştırmalı olarak izlenmesini sağlayan bir göstergedir. Sanayi üretim endeksi hesaplamasına;madencilik ve taş ocakçılığı,imalat,elektrik,gaz,buhar ve iklimlendirme üretimi ve dağıtım sektörleri katılmaktadır. Bu sektörlerin endeksi içindeki ağırlıkları farklıdır. En büyük ağırlık imalat sanayi sektöründedir. Bu endeks bize ekonominin en önemli sektörlerinden birisi olan sanayi sektörünün büyümesiyle ilgili bilgileri vermekte, geleceğe ilişkin tahminler yapmamıza olanak sağlamaktadır. (Kaynak: Ekonominin Temelleri- Dr. Mahfi Eğilmez)

Haliyle elektrik üretimindeki ve tüketimindeki oynaklıklar sanayi sektörüne direkt olarak yansımaktadır. Elektrikte oluşan daralma sanayi sektörünün geleceği ve bugünü hakkında
bize data seti sunduğu için dolaylı olarak sanayi firmalarının borsadaki hisse fiyatlarına da etkimektedir.

2019 Sanayi Üretimi verileri ve Elektrik Üretimi Farkı tablosu(Kaynak; https://tr.tradingeconomics.com/turkey/industrial-production-mom)

Genelde elektrik farkının negatif olduğu dönemlerde sanayi üretim verilerinde negatif seyir var iken pozitif olduğu dönemlerde ise s.ü.v'lerinde bir toparlanma görülmektedir. Ancak korelasyonun tam olarak ne boyutta olduğu verilerin daha açık ve şeffaf  olarak sunulması ile bulabileceğimiz durumlardır. Tablodaki korelasyonu yorumlamak ise siz değerli okuyucularımızın takdirine kalmıştır. Elektrik tüketimi daha önce de habertürk gazetesinde de belirtildiği gibi azalırken sanayi üretim verilerinde gözlemlenen artışı da yine siz değerli okuyucuların takdirine kalmıştır. (Not: Şubat ayında olduğumuz için sanayi verileri açıklandı ve son verileri güncel olarak girdik.)

Ek Not;İmalat sanayi kapasite kullanım oranı da bu arada bugün açıklanan verilere göre bir önceki aya göre düşmüş durumda. Aşağıda kapasite kullanım oranı grafiği de bulunmaktadır. (Kaynak: https://www.dunya.com/ekonomi/sanayide-kapasite-kullanim-orani-geriledi-haberi-459387)




23 Aralık 2019 Pazartesi

Futbol Takımlarımız Neden Avrupa Takımlarından Fark Yiyor?

Hayata bakış açım mühendislik eğitiminin vermiş olduğu diyalektik mantık( sebep-sonuç) ilişkilerinden dolayı her zaman matematik ve fizik bilimlerinin doğrultusunda düşünmeme sebep oldu, sonrasında almış olduğum finans eğitimi ve veri yani data analizi ile ekonomik kırılımların yarattığı etkilere kafa yorarken de bu bağlamda bütünleşik bir düş dünyası oluşturdum. Hobi olarak da futbolla ilgilendiğim için bu yazıyı yazma gereği duydum ki ülke futboluna bir katkımız olabilsin istedim. Şimdiden iyi okumalar...

Günümüzde iktisatçılar insanlığın zaaflarını hesaba katan bütünleşik teoriler doğrultusunda çok özel yaklaşımlarda bulunuyorlar. Bu teorilerden bence en önemlilerinden biri Michael Kramer'in ''The O-Ring Theory of Economic Development''. Teoriye göre dünya ülkeleri gayri safi milli hasılalarına göre 3 kümeye ayrılıyor.ABD,İngiltere ve batı Avrupa,Güney Kore,Avustralya en üst kümede yer alırken, Küme düşen Rusya,bir üst kümeye çıkan Çin,Hindistan ve Brezilya ve diğerleri ikinci kümede;Honduras,Endonezya ve Afrika'nın büyük kısmı, orta Amerika ve güneydoğu Asya ise yoksul olan 3. küme ülkeleri oluyorlar.

The O-Ring Theory
Peki bunun futbolla ne alakası var ? Bir lig sistemi olarak düşünürseniz ve kafanızda canlandırabilirseniz bu yapıyı şöyle bir durum ortaya çıkıyor. Üst kümelere çıktıkça maaşlar ve üretkenlik artıyor,farklı meslek grupları arasında da pozitif bir korelasyon kuruluyor haliyle zengin ülkeler gelişmiş ürünler konusundaki ustalaşırken daha büyük firmalara sahip oluyorlar ve verimlilik ücreti dediğimiz şeye daha fazla yatırım yapıyorlar. Şirketler benzer beceri ve niteliklere sahip olan çalışanları istihdam etmiş olduklarından bu yapıyı sürdürebilir kılıyorlar. Teoriye göre bir birey tarafından yapılan tek bir hata veya kusurlu hareket sonucunda bütünde ciddi şekilde zararlar oluşuyor. Yani bu hataların başlangıçta göz ardı edilebilir oranı giderek katlanabilir halde artıyor haliyle sonuçları da vahim oluyor. Bu durumu futbolu nasıl etkiliyor derseniz de takımdaki 10 oyuncu yüzde yüz verimle çalışırken birinin veriminin %30 olması tüm süreçteki verimliliğin %30 a (yüzdeler çarpılarak elde edilen oran toplanarak değil de katlanarak artan bir yapı)gelmesine sebep oluyor. Şirket olarak bakarsanız bu durumda şirket iflas ederken takımın küme düşmesi ihtimali muhtemel bir sonuç oluyor.

İngiltere 1. ligindeki futbolcu maaşları 2. ligin 2 katı iken Championship'teki futbolcu maaşları ise 1. ligin 3 katı ve Premier League'teki maaşlarda 1. ligdekinin 5. katı olarak ödeniyor. Haliyle korelasyon var demiştik diğer meslek grupları ile yani 2. ligteki bir kulüpte çalışan sayısı 25-30 iken Premier  League'teki bir kulüpte çalışan sayısı ise 350'leri buluyor. Bize uyarlarsak 3. ligteki bir kulüpte fizyoterapi 3-5 buz torbası ile bir kaç yara bandı ile yapılırken Liverpool'da bir spor bilimleri müdürü,bir fizik ve kondisyon müdürü,bir fizik tedavi müdürü bunların altında çalışan 3-4 fizyoterapist ve fitness koçları bulunmaktadır.

Yazılım ve teknoloji üreten zengin ülkeler nasıl kendi organizasyonlarına ve teknolojilerine sermaye yatırımı yapıp konumlarını taklit edilemez bir duruma sokuyorlarsa bu futbolda da farklı değil. Zengin kulüpler çok daha fazla beşeri sermaye kullanıyorlar ve sonuçlarını alıyorlar. Aşağıdaki tabloda en büyük 20 futbol takımının gelir sıralamaları bulunuyor;

Deloitte Top 20 Listesi

Zengin kulüpler bilgi teknolojilerine ,gelişmiş veri tabanlarına,antrenman,fizik kondisyon ve rehabilitasyon ekipmanlarına ve tesislerine milyonlar harcar iken bizim kulüplerimizin bu kulüplerle mücadele etmesi imkansız hale geliyor. En basitinden bir Premier League kulübünün kendine ait sürekli dolan bir stadı var, on adet gerçek boyutlarda çim sahalara sahipler,tam teçhizatlı ağırlık salonları,son teknoloji fizyoterapist odaları tedavi havuzları varken bunlar çok büyük dediğimiz kaç kulübümüzde mevcut? Kıyaslayamayız bile. Dünyanın her yerinde faaliyet gösteren 50 tane scout ve video analistine sahip olan bu kulüpler en parlak yetenekleri anında bulurken sizin böyle bir yapısı olmayan ya da 1-2 kişi ile bu işleri yürüten(Genellikle birisi hem rakipleri inceliyor hem scouting yapıyor hemde video analizleri yapıyor) Süper lig dediğimiz yapıda bulunan kulüplerle şampiyonlar ligi rüyalarını görmeyi geçtim yakında şampiyonlar ligine katılamama riskinin çokça olduğunu dürüstçe belirtmek gerekir. Ülke ekonomimiz gibi futbol kulüplerimizde borç batağı içindeler. Böyle sermaye yatırımlarına yakın zamanda para ayırmadıkları için zaten ileri dönemde bu yapıları kurmaları da imkansız hale gelecek.
Premier League Gelir ve Maaş Ortalamaları


Sonuç olarak Paris takımının gelip Galatasaray'a 5 atması, Liverpool takımın gelip Beşiktaş'a  8 atması veya Manchester City takımının gelip Fenerbahçe'ye yine fark atması normal sonuçlar olarak alışmamız gereken durumlar. Çünkü beşeri ve yapısal sermaye bu borç yapısıyla döndürülemez durumda ve adamların bu imkanları var iken aynı şekilde mücadele etmeyi düşünmek bile saçmalıktır. En iyi oyuncularla en iyi tesislerde en iyi imkanlarda en iyi koçlarla ve en iyi rekabet ortamında yarışan bu kulüpler ile önümüzdeki dönemde farkın ne kadar açıldığını daha da net anlayınca kulüplerin günlük transfer politikalarını, liyakatten yoksun yönetemeyicilerini ve güçsüz finansal yapılarını konuşmaya başlarız belki. Genç nüfus bu kadar fazla iken ve yetenekli iş gücüne sahip iken bu altyapı hamlesini başlatmak ve gelirleri arttırarak bu ülkelere gelir olarak yaklaşmak aynı zamanda futbolda olduğu gibi genel ekonomimizin ortak sorunudur.

29 Kasım 2019 Cuma

Medeniyetin Geleceği Üzerine

Merkantilist düşüncede ticaret yapan taraflardan birinin devamlı kaybedeceğini söyler, yani ihracatı arttırmalı , ithalatı azaltmalı böylelikle altın stokunu arttırmalısınız. Fakat bu düşünce yanlıştır. Ticaretten karşılıklı olarak her iki tarafta kazançlı çıkabilir.Müdahaleci ve korumacı yapı Adam Smith'in teoremi ile yok olmuştur. Sonrasında D. Ricardo bunu gelir dağılımındaki bakış açısı ve arz yönlü teorileriyle genişletmiş M.Keynes'te işi tüketim gelire bağlı olarak artar veya azalır hipotezini ortaya atmıştır.Talep yönlü bakış önermiştir.(Kısa bir girizgah ile temel iktisadi akışı açıklamaya çalıştım)

Gelinen noktada merkeziyetçi yapılar küreselleşmenin önüne geçmiş(Despotik liderlerin artması ve siyasal sağ olarak nitelendirilen milliyetçi akımların güçlenmesi) ve ayrıcalıklı devlet ile onun çevresindeki yan devlet olarak ayrım olmaya başlamıştır. E.Wallerstein bunun dünyada bir kaosa sebebiyet vereceğini görür ve küresel yapının evrensel sosyal politikalardan uzaklaşmaması gerektiğini vurgular.

İçinde yaşadığımız ekonomik sistemin en önemli iki yanlışından birinin, tam istihdamı sağlama konusunda gösterdiği başarısızlık, diğerinin ise gelir ve servet dağılımındaki büyük eşitsizlik olduğunu hala ne kadar görmezden gelebilecekler? Gelişen teknolojiler ile atıl duruma düşen insan sayısı her geçen gün fazlalaşırken bir yanda da sermaye sahipleri karlarını büyütmeye devam ediyorlar. Komple liberal sistemin çöküşüne giden bir gidişat.Zenginlerin karlarından feragat etmesi gerekiyor sistemin kurtarılması için. Marx'ın Kapitalinde söylediği temel savlara tabi ki dayanak oluyor bu durum ancak Marx'ın bahsettiği sistemde işçilerin sendikal yaklaşımları gelecek için söz konusu olamayacak çünkü teknolojiler insanları işlevsiz bıraktıkça bir işçi sınıfından söz etmek de pek mümkün olmayacak.Bu yüzden işin siyasal tarafında bir işçi devriminden bahsetmekte gelecekte pek mümkün olmayacak. Komünizmin amacını başka şekilde gerçekleştirmek yine de mümkün ;evrensel gelirden zenginlerin payının bir kısmını vergilerle bu insanların sağlık,barınma,eğitim gibi temel ihtiyaçları pekala karşılanabilir.

Sonuç olarak Piketty,Krugman ve Stiglitz'in yaptığı da bu sentez durumudur esasen. Liberal demokrasi elden giderse medeniyette kalmaz tezini onlarda görüyor. Zenginlik vergileri konusuna bu kadar atıf bu yüzden boşuna değil. Progresif kapital modeli bu yüzden çok önemli...Yoksa hem devletler arası dengeler, hem insanlar arası gelir farkları, hem şirketler arası dengeler arasındaki makas çokça açılacak , önlem alınmaz ise bunun ekolojik ve sosyal sonuçları tüm dünyada mutlaka yaşanacaktır.

En basitinden bu politikalar gerçekleştirilmez ise iklim felaketi gibi bir durumda işlevsiz insanları silkeleyip atmak gibi bir çözümün ,zengin ve tüm teknolojiye sahip olan topluluğa son derece cazip geleceğini unutmamak gerekir.

19 Kasım 2019 Salı

E. Wallerstein'ın Ardından Modern Dünya Sistemi Teorisi

Modern dünya sistemi teorisi, 1960’lı yıllarda, sosyalizmin popüler olduğu bir dönemde, E. Wallerstein tarafından bulunan bir fikir idi... Türkiye’den de Reşat Kasaba ile Şevket Pamuk, bu fikri, Osmanlı devleti açısından geliştirmiştir. Wallerstein, Afrika ile ilgili yaptığı araştırmalarda bu teorisini daha da derinleştirdi. 

Dünya ekonomisinin derinleşip büyümesi için elverişli bir ortamı hazırlayan gelişmeler;

ı. merkantilist engellerin kaldırılması.
ıı. yeni altın yataklarının keşfi.
ııı. iletişim ve ulaşım ağının genişlemesi.
ıv. yaygın bir savaş çıkmaması.
v. 19. yüzyılın ikinci yarısında mal, insan ve sermaye akışının gelişmesi.

Wallerstain’e göre iki dünya sistemi vardır:

1. Dünya imparatorluğu: merkezi bir siyasal gücün denetlediği iktisaden kendi kendine yetme gücü daha fazla ve bürokrasinin artık üzerinde önemli bir tasarruf imkanına sahip olduğu bir bütünlüktür.
2. Dünya ekonomisi: çok merkezli siyasal yapıların bulunduğu, merkezi bürokrasinin görece güçsüz olduğu sistemdir. 2.sinin 1.sine göre üstün tarafı, teknolojik değil, bu siyasal düzeyin özgünlüğüdür.

Merkez–çevre/dünya sisteminin öğeleri:


1. Denk olmayan değiş–tokuş/ticaret kavramıdır. merkez, uzun erimli ticaret ağlarının kontrolüyle oynayarak ve merkezde üretilen yüksek statü mallarının yerel üretimine müdahale ederek yerel ekonomileri iyice özelleşmiş hammadde sağlayıcılarına dönüştürür.

2. Merkezin çevreye oranla teknolojik üstünlüğü vardır.
3. çÇvredeki topluluklarla karşılaştırıldığında büyük ölçüde içsel benzerlik, uyum vardır.
ticaret üzerinden 16. yüzyılda bir “dünya ekonomisi” oluştu. meta ve insanların dolaşımı ve değişimi sürecinde dünya ekonomisi sürekli genişledi ve sonunda dünya çapında niteliksel ve hiyerarşiye dayalı bir iş bölümü ortaya çıktı: “merkez–çevre–yarı–çevre ve dışsal bölgeler”. bu bölgelerin oluşmasında temel itkiyi sağlayan ticaret olmuştur. burada;
Merkez (çekirdek): ayrı, karmaşık ekonomilere sahip, oldukça gelişkin teknolojik beceri ve üretim süreçleriyle ayırt edilen ve ihraç için yüksek kalite mallar üreten alanlardır. nitelikli emek biçimi ve kapitalist ekonomi mevcuttur.
Çevre: niteliksiz emek biçimi ve tarımın ağırlığı vardır.
Yarı–çevre: merkez ile çevre arasında risk azaltıcı bir tampon rolü olan bölgedir. Siyasal açıdan, çevreden daha bağımsızdır.
Dışsal bölge: dünya ekonomisinin dışında olan, kendi kendine yeterli, devasa dünya imparatorluğu. Örn; Dünya ekonomisine katılmadan önceki Osmanlı İmparatorluğu ve Rus Çarlığı.

Bu sistemde “sıfır–toplam oyunu” vardır. Sıfır–toplam oyunu: dünya sisteminin tek merkezli olması, sistemin çeşitli bölgelerinin yükselişlerini diğerlerinin düşüşüyle ilişkilendirir. Bunun sonucunda, merkez hiç genişlemez. Şöyle ki, yarı-çevre durumunda olan bir ülke merkeze doğru yükselirse, merkezde olan bir ülkede yarı-çevre durumuna düşer. kesintisiz birikim itkisinin güttüğü kapitalist dünya ekonomisi, “dünya haline gelene dek tedricen yayıldı”. ülkeler sistem içerisinde yukarı veya aşağı doğru gidebilirler. Örneğin; 16. yüzyılda büyük Britanya yarı- çevreden merkeze doğru; İtalya ise, aynı dönemde merkezden yarı-çevreye doğru hareket etti.

Merkez ile çevre arasında eşitsiz mübadele üzerinde bir “artık” transferi gerçekleşir. Çevre ülkeler, giderek belirli malların üretiminde ve merkeze ihracında uzmanlaşır. merkezin teknolojik içerikleri yoğun metalar alır.

16. yüzyılda ortaya çıkan kapitalist dünya ekonomisi, asalak bir bürokratik sınıfa gerek kalmadan, üreticilerin daha doğrudan sömürüldükleri yapılar olması anlamına gelir.
Bir zamanlar köylülerden çeşitli yollarla artı-ürünü çekip alan toprak sahipleri(aristokratlar) vardı. Ama bir dizi nedenden dolayı bu sistem (feodalite), 1250 veya 1300 civarında bir yerlerde Avrupa’da ciddi sorunlarla karşılaştı. köylü devrimleri ve nüfusun azalması, “feodalizmin krizi” denilen şeyi üretti. Zengin köylülüğü engellemek için toprak sahipleri yeni bir stratejiye yöneldi. Bu strateji, feodal sistemin kapitalist dünya ekonomisine dönüştürülmesiydi. Stratejik hedef, ayaklanan köylüler sorununu 16. y.y. ekonomisinin coğrafi sahasını genişleterek daraltmaktır. Kriz şimdi, üreticilerin gelirlerine yerleştirilmişti. Böylece büyük bir toplumsal kategori olarak “yoksullar” yaratılmıştı. nitekim sanayi devrimi’nin maliyetlerini ilk aşamada ingiliz emekçileri yüklenmişti. ancak fabrikalarda çalışmaya başlayan işçiler, sanayi devriminin gerçekleştirdiği üretim sıçramasından uzun süre yararlanamamıştır.

7 Kasım 2019 Perşembe

FED Repo Yoluyla Balonları Büyütüyor

ABD tahvillerine biraz göz atan insanlar FED'in yapay olarak repo yoluyla para bastığını ve piyasayı manüple ettiğini görür.( FED 6 ay boyunca bu durumu devam ettireceğim diyerek deklare etti bu durumu zaten)Bunları gören insanlar ABD'nin bu parayı kendi borsalarına soktuğunu ve doğal olarak hem sp500 de rekorlar kırdırdığını hem de dolar endeksini arttırdığını da görür. Faiz düşürse de bunu bilen yatırımcıların çokluğu nedeniyle(her yerde resesyon var dolara kaçış çok da normal zaten) dolar endeksi dişe dokunur biçimde düşmüyor. Gelişmekte olan ülkeler bu paradan ne yazık ki nasiplenemiyor çünkü kendi yarattığı balona ancak yetiyor bu paralar yani qe ama qe değil denen durum da tam olarak böyle bir şey.(Vadesi gelen tüm repoları yenilemezse yani API açmıyorum derse bilanço eski seviyesine mecbur geri döner. Diğer ihtimal liberalizmin çöküşü demek zaten. Sonsuza kadar para basacağım demezler herhalde!) Peki diğer yatırım argümanlarında ne oluyor bu arada? Tahvil faizleri arttıkça altın ve diğer değerli metal emtiaları seviye olarak geriliyor. 

Kısaca korktuğum oluyor. Tahvillerden çıkıyorlar borsayı şişirip altını en uygun yerden pumplayabilirler(btc jargonunda bir nevi koyun sürü hikayesi) ki bu arada ABD dışındaki küresel resesyon sebebiyle dolar endeksini de yükseltip altından en uygun yerden nakite geçmelerini beklerim böyle bir durumda zaten bu 3 sene önce söylemeye başladığım bir hikaye idi.(Eski yazıları havaya yazmıyorum o yazılarımı okuyanlar biliyorlar hikayeyi) Hikaye git gide senarist üretkenliği azaldığından dolayı sarpa sarıyor ve tükeniyor. Küreselde 2008'in aynısı aslında senaryo...Nitekim ''Ponzi'' modelleri patlamak için kuruluyor. Bu filmi daha önceden izleyenler için çok sürpriz yok. Spoiler vericek olursam katil uşak çıkacak filmin sonunda ki tüm ihale Trump'a yıkılırsa her şey süt liman olur zaten demokratların uğraşları(azletme davaları vs.) da o yönde...

US10Y,US2Y veUS3M tahvil faizleri ile DXY,SP500 ve Gold verileri

 

31 Ekim 2019 Perşembe

Python ile Portföy Yönetimi ve Algo Trade Üzerine

Algoritmik alım-satım stratejileri, finansal piyasalarda, matematiksel modelleme ve bilgisayar hesaplamaları kullanarak doğru zaman, doğru miktar ve en iyi fiyat ile alım-satımın otomatik olarak gerçekleştirilmesidir. Piyasalarda alım-satım vb. işlemlerin algoritmalara teslim edilmesi çok da yeni sayılmaz(2010'lu yıllardan sonra özelikle yoğunlaşıldı bu alana). İlk başlarda algoritmik finans, yatırımda bilgisayarın desteğini kullanmak ve manuel işleri otomatikleştirmek için kullanılmıştır. Günümüzde de yapay zekanın desteği ile insan faktörünü sürecin dışına çıkarmak ve yatırım kararlarını almak, uygulamak amacıyla kullanılıyor. Türkiye’de şu an yapay zekanın borsada kullanılma oranı yaklaşık %5 iken bu oran ABD’de %85 dolaylarında seyrediyor.
Detaylı analizler sonucunda oluşturulmuş algoritmalarla piyasada insandan daha başarılı sonuçlar almak mümkün. 
Genelde twiterda hisse senedi alım-satımı üzerinden konuşup çokça örnekler de verdim hatırlarsanız. Ama çoğu prensip (portföy oluştuma, risk-getiri dengesi vs.) döviz, kripto para gibi diğer yatırım enstrümanları için de geçerli aslında.
Hisse senedinin değeri şirketlerin başarı düzeyinden bağımsız olarak artıp azalabilir. Hisse senedindeki değişimlerin asıl sebebi arz ve taleptir. Bir hisse senedi popülaritesinden, başarısından vs. arzulanıyorsa fiyatı artar. Ve bizim amacımız da en basit şekliyle, bir hisse senedini fiyatı düşükken satın alıp yüksekken satmak ve böylece kazanç elde etmek. Bu doğrultuda kendimize bir yatırım planı ve portföy belirlemeliyiz.
Eski yatırımcılardan Warren Buffet gibi insanlar özellikle başarısını dürüstlükle sağlayan ve sürdürülebilir modeller kuran hisselere yatırım yapmış ve yatırım yaptığı şirketlerin yöneticileriyle birebir tanışarak onları sınıflandırmıştır. Son dönemde varlık oranı düşük getirisi yüksek işlere portföyünü kaydırdığını da biliyoruz. Konumuza döner isek Portföy oluşturmak ve portföyünde farklı yatırım enstrümanlarına yer vermek uzmanlar tarafından önerilen durumdur. Mesela paramızın yarısını hisse senetlerine, yarısını da bonoya ve tahvile yatırabiliriz(Tüm yumurtaları aynı sepete koymak sonuçta riski maksimize deder). Çeşitliliği artırarak riski minimize edebiliyoruz ve daha iyi bir risk-getiri dengesi sağlayabiliyoruz. Yani elimizdeki tüm parayı tek bir şirketin hissesine yatırmaktansa analizler sonucunda paramızı birkaç hisseye paylaştırmak daha akıllıca bir hareket olacaktır. Modern Portföy Teorisini oluşturan Nobel Ekonomi ödülü sahibi Harry Markowitz portföydeki bu çeşitliliği ‘the only free lunch in finance’ olarak belirtiyor. Yani hiçbir işlem ücreti olmaksızın portföydeki bu çeşitlilik size kazanç sağlıyor.
Bugün için hazırladığımız bir portföy, yarın için optimal portföy olmayabilir. Çünkü günler içerisinde hisse değerleri ve bu hisseler arasındaki korelasyonlar değişiyor. Bu yüzden portföyümüz dinamik olmalıdır. Değişen değerlere göre optimize etmeliyiz. Stratejimize veya risk alma durumumuza göre de portföyümüz sürekli olarak değişecektir.
Peki portföyümüzü neye göre oluşturacağız ve hangi şirketlere yatırım yapmalıyız? Bunun için hisselerin tarihsel verisini kullanıp bazı parametreler belirlememiz gerekiyor(Sonuçta firmaların geçmişleri onlar hakkında oldukça iyi bir tanım oluşturuyor). Bu parametreler ‘getiri’, ‘risk’, ‘korelasyon’, ‘alfa’ ve ‘beta’ değerleri olarak sıralayabiliriz.Bu değerleri yahoofinance,alphavantage,oanda,fxcm ve eod gibi yerlerden çekebiliyoruz. Bunların çoğu ücretli data sağlayıcıları bu arada. Optimizasyon ve algoritma oluşturmada en çok kullanılan araçlar ise Python ve R. Kendim de python'un jupyter notebook'unu kullanıyorum bu işi yapar iken.
Her şirket için ‘günlük getiri’nin ‘ortalama getiri’ye göre standart sapması o şirketin ‘risk’ değerini veriyor. Hisselerin risklerini  hesaplayıp ona göre  ‘getiri-risk’ grafiğini oluşturuyoruz. Bu grafik yatırım için başlıca göstergelerimizden biri olacak.‘Efficient frontier’ olarak belirtilen eğri oluşturabileceğimiz portföyün getiri ve risk değerlerine göre ulaşabileceği sınırı gösteriyor.Portföyün en etkin olacağı bölgeyi seçip buna göre maksimize edilen portföyün bu eğriye en yakın yerde kalması sağlanır. Herhangi bir portföy bu sınırın dışında konumlanamaz. Yani riski çok düşük, getirisi çok yüksek (x ile gösterilen nokta) bir portföy oluşturmak olanaksız.
‘Sharpe oranı’ birim risk başına düşen getiri olarak ifade edilebilir ve bu oran getiri ve riski içinde barındırarak hesaplamalarda kolaylık sağlıyor. Risk getiri eğrisinden sonra 2. bakılacak kısım ise burası oluyor. Sharpe oranı, bir yatırımın riskini ayarladıktan sonra risksiz bir varlığa kıyasla performansını ölçer. Yatırımın geri dönüşü ile risksiz getiri arasındaki farkın, yatırımın standart sapmasına bölünmesiyle tanımlanıyor.
Hisselerin Sharpe oranlarını kullanarak optimal bir portföy oluşturduktan sonra. Hangi şirketlere paramızın ne kadarını yatıracağımızı belirledik.Bunu da riskleri tanımlayarak yapıyoruz. CDS ve Tahvilleri baz aldığımız bu tarafta formülüze ederek sharpe ratio da işliyoruz. 
Sektörel bazda yapılan risk analizleri de sürekli değişkenlik gösteren portföy için bakılması gereken bir diğer husus. Tek tek risk,return, std.,alpha, beta  değerlerine bakmak gerekiyor. 
1)Örnek olarak SP500 mevcut bir portföyün yıllara göre kırılım ağacı önce çıkarılıp mevcut portföyün ne getirdiği ne götürdüğü belirlenir;

2)Sektörlerin getirileri misal son 5 yıl için normalize edilip(hepsi aynı noktadan başladığı kabul edilir bu 100 noktasıdır) duruma bakılır. 

3)Risk ve getiri eğrisi çıkarılır ve burada hangi sektörün ne durumda olduğu görülür;
4) Risk,return ve sharpe oranı çıkarılır. 
4)Portföyünün Toplam Riskini arttırmadan, diğer Sektörleri portföye ekleyerek rastgele 50000 portföy simüle edilir ve Portföyün Sharpe Oranı en iyi olan portföy ağırlığı oluşturulur.
6) Portföyün Sharpe Oranı en iyi olan portföy ağırlığı oluşturulur.
7)Geçmişte gösterilen hisseler en iyi hisseler olsa da fazla değerlenmiş olabilir. Ya da piyasalarda kargaşa oluşabilir deyip(burada temel analiz işin içine giriyor makro görüşünüz olmalı piyasa hakkında), son 4 seneki alpha değerlerinin pozitif ve beta değerinin 1'den küçük olduğu durumlara bakılır. 

En iyi sektör bazlı portföy bu durumda aşağıdaki gibi olur;