Hakkımda

Fotoğrafım
ENAG(Enflasyon Araştırma Grubu) kurucu üyesi,Msc. Bankacılık ve Finans, Planlama Mühendisi,PMI® (Project Management Institute Member), Mühendisler için Python Programlama ve Uygulamalari kitabının yazarı. "Rusya’nın buzullarından, Güney Asya’nın tropikal iklimlerinden, Körfez ülkelerinin çöllerinden geçmiş bir ‘Dünyalı’…"

5 Ocak 2026 Pazartesi

Kısmi Rezerv Sistemi, Çöküşü ve Çifte Enflasyon Gerçeği

Modern finansal sistemin omurgasını oluşturan kısmi rezerv bankacılığı, uzun yıllar boyunca hem büyümenin hem de finansal istikrarın ana mekanizması olarak kabul edildi. Sistem basit bir varsayıma dayanıyordu: Bankalar kendilerine yatırılan paranın tamamını kasada tutmak zorunda değildi; bunun yalnızca küçük bir kısmını rezerv olarak ayırıp geri kalanını krediye dönüştürebilirlerdi. Bu kredi verme anı, aynı zamanda yeni paranın yaratıldığı andı. Para artık yalnızca merkez bankalarının bastığı bir araç değil, bankacılık sisteminin bilançosunda doğan bir muhasebe kaydıydı.


Bu düzen, sanıldığından çok daha kırılgan üç varsayım üzerine inşa edilmişti. Birincisi, herkesin aynı anda parasını istemeyeceği düşüncesiydi. İkincisi, verilen kredilerin büyük ölçüde geri döneceği varsayımıydı. Üçüncüsü ise sistemin temel harcı olan güvenin sürekliliğiydi. Uzun süre bu üçlü dengede kaldı. Ancak dijitalleşme, finansal küreselleşme ve merkez bankalarının krizlere verdiği tepkiler bu dengeyi sessizce bozdu.


Bugün kısmi rezerv sistemi hukuken varlığını sürdürse de fiilen çözülme sürecine girmiş durumda. Bunun nedeni ideolojik bir tercihten çok, sistemin kendi iç mantığının artık işlemez hale gelmesi. Dijital çağda bankaya hücum kavramı kökten değişti. Eskiden bir panik durumunda insanlar bankaların önünde kuyruk oluştururdu; bugün ise tek bir mobil uygulama üzerinden saniyeler içinde mevduatlar boşaltılabiliyor. Bu hız, kısmi rezerv mantığının “zaman kazanma” avantajını ortadan kaldırdı. Sonuçta merkez bankaları, açık ya da örtük biçimde, bankacılık sistemine sınırsız likidite sağlayacaklarını garanti etmek zorunda kaldılar. Böylece kısmi rezerv sistemi, arka kapıdan fiili bir tam rezerv güvencesine bağlandı.


2008 küresel finans krizinden sonra yaşananlar bu dönüşümü daha da hızlandırdı. Bankacılık riskinin piyasa tarafından taşındığı iddiası sona erdi. Büyük finansal kurumların batmasına izin verilmedi; zararlar kamulaştırıldı, kazançlar ise özel kesimde kaldı. Bu noktadan sonra kısmi rezerv sistemi artık serbest piyasa disipliniyle değil, merkez bankalarının bilanço genişletme kapasitesiyle ayakta durmaya başladı. Para kıt bir kaynak olmaktan çıktı; politik ve finansal bir karar değişkenine dönüştü. Rezerv oranları ise ekonomik bir kuraldan çok, sembolik bir düzenleme halini aldı.


Bu yapının en önemli sonucu, gelir ve servet dağılımında yarattığı derin bozulmadır. Çünkü krediyle yaratılan yeni para topluma eşit ve aynı anda dağılmaz. Para önce bankalara, büyük şirketlere ve finansal varlık sahiplerine ulaşır. Ücretliler ve sabit gelirli kesimler ise bu sürecin en sonunda yer alır. Bu gecikme, sistematik bir servet transferi anlamına gelir. Varlık fiyatları hızla yükselirken ücretler aynı hızda artmaz. Böylece çalışarak gelir elde edenler yerinde sayarken, varlık sahibi olanlar enflasyon sürecinden güçlenerek çıkar.


Bu mekanizma, toplumların içinde sessiz ama kalıcı bir ayrışmaya yol açar. Aynı ülkede yaşayan insanlar, fiilen iki farklı enflasyon deneyimler. Bir tarafta varlık enflasyonu vardır; hisse senetleri, gayrimenkuller ve finansal enstrümanlar sürekli değer kazanır. Bu kesim için enflasyon, yönetilebilir hatta çoğu zaman avantaja dönüşen bir olgudur. Diğer tarafta ise tüketici enflasyonu vardır. Gıda, kira, enerji ve ulaşım gibi zorunlu harcamalar hızla pahalanır. Ücretler bu artışı yakalayamadığı için halkın hissettiği enflasyon, resmi oranların çok üzerinde gerçekleşir.


Resmi enflasyon ölçümleri bu farkı yakalayamaz çünkü ortalama bir sepet üzerinden hesaplama yapar ve varlık fiyatlarını büyük ölçüde dışarıda bırakır. Oysa toplumlar ortalama yaşamaz. Gelir grupları, servet sahipliği ve harcama kalıpları birbirinden keskin biçimde ayrışmıştır. Bu nedenle istatistiksel olarak doğru olan bir enflasyon oranı, sosyolojik olarak gerçeği yansıtmaz. Aynı veri, bir kesim için “makul” görünürken, diğer kesim için hayatı sürdürülemez hale getirir.


Sonuçta kısmi rezerv sistemi yalnızca bir bankacılık tekniği değildir; toplumsal yapıyı dönüştüren bir güçtür. Orta sınıfın küresel ölçekte erimesi, çalışarak zengin olma fikrinin giderek anlamını yitirmesi ve servetin giderek daha dar bir kesimde yoğunlaşması bu mekanizmanın doğal ürünleridir. Sistem büyümeyi hızlandırır ama adaleti üretmez. Enflasyonu yaratır ama yükünü eşit dağıtmaz. Bu nedenle bugün yaşanan kriz, yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda toplumsal bir krizdir.


Kısmi rezerv sisteminin çözülmesi, yeni bir düzenin otomatik olarak daha adil olacağı anlamına gelmez. Ancak mevcut düzenin sürdürülemezliği artık teknik bir tartışma olmaktan çıkmış, günlük hayatın hissedilen gerçeği haline gelmiştir. Aynı ülkede, aynı para birimiyle yaşayan insanların farklı ekonomik gerçekliklere mahkûm olması, bu sistemin en sessiz ama en yıkıcı sonucudur.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder